Madde Gerekçesi Neden Doğru Yorumlanmalı

Kanunların düzenleniş amacı toplumda hukuk güvenliğini sağlamak ve toplumsal huzuru sağlamaktır. Çünkü hukuk ile toplum iç içedir. Bireylere uygulanan hukuk kuralları o toplumun içinde oluşan olgulara göre şekillenerek kural halini alır. Bu sebepledir ki hukuk kuralları yaratılırken bir gerekçeye binayen yaratılır. O alanda düzenleme yapmaya neden gerek duyulduğu açıklanır. Dolayısıyla düzenlemenin amacını “ratio legis” gerekçeden anlarız. Hukukta kural koyma tekniği bakımından dilin günlük dile göre ağdalı olmasından dolayı, yapılan düzenleme soyut kalmaktadır. Böyle durumlarda gerekçe bize, düzenleme yapılan olgunun günlük hayatta nasıl karşımıza çıkacağı ile ilgili somut örnekler verir.


Tüm bunların karşısında bazen gerekçelerde, madde hükmünde yazmayan yeni bir ceza öngörülebiliyor. Bu durumda bir suç, kanunun dışında bir gerekçe ile düzenlenmiş oluyor. Bu durum hem Anayasa m. 38 ‘e hem de TCK m. 2 ‘ye aykırıdır. Bu bakımdan gerekçe hakimi bağlamaz. Çünkü gerekçe, ilgili düzenlemenin neden yapıldığı ve o düzenlemeyle ne hedeflendiği ile ilgi hakime fikir verir.  Kanunlarımızda gerekçede yeni koşullar arayan, yeni suçlar öngören bir çok örnek bulunmaktadır. Bugünkü yazımda TCK m. 94’te düzenlenen işkence suçu bakımından, gerekçede kanun metni dışında öngörülmüş olan ve Yargıtay tarafından da kabul edilen bir kıstası örnek vereceğim.

TCK m.94’ün madde metni incelendiğinde işkence suçunun oluşabilmesi için; “insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi” aranmıştır. 

Görüldüğü üzere burada bedensel veya ruhsal yönden acı vermenin insan onuruyla bağdaşmayacak nitelikte olması gerektiği söylenmiş ve fakat bu acının ne şekilde olacağıyla ilgili bir daraltma yapılmamıştır. Madde gerekçesine baktığımızda ise, “acı çekme” kavramı için “ağır acı ve ya ıstırap” derecesinde olmasını arayarak hükmün uygulama alanını daraltmıştır.



Bunun yanında suçun işkence boyutunda olabilmesi için gerekçe; “sistematiklik” ve “belli bir süreç içinde işlenme” kıstaslarını getirmiştir. Ceza Hukuku kişilerin temel hak ve hürriyetlerini kısıtlayacak cezalar öngörmesi bakımından diğer hukuk alanlarından ayrılır. Bu yüzden en önemli ilkelerinden biri de “ultima ratio” son çare olmasıdır. Bu bakımdan nasıl ki kanunilik ilkesi gereğince bireylerin öngöremediği şeylerden dolayı ceza sorumluluğunu genişletemezsek aynı şekilde madde hükmü dışında gerekçede yeni kıstaslar öngörerek ceza sorumluluğunu daraltamayız. 

Aksi takdirde, işkenceye maruz kalmış, çok acı çekmiş biri yapılan davranış sırf sistematik olmadığı, önceden planlanmadığı ve belli bir süreç içinde gerçekleştirilmediği için failinin işkence yerine kasten yaralamadan ceza almasına yol açarak yeniden mağdur olmasına sebebiyet verilecektir.

Zehra Sırcan