Doktorun Hastayı Aydınlatma Yükümlülüğü

Tıbbi müdahale, hastanın veya hasta olması muhtemel kişinin hastalığının giderilmesi veya hafifletilmesi amacıyla tedavi edilmesi, genel olarak ruh ve beden sağlığına ve vücut bütünlüğüne yönelik tıp biliminin öngördüğü esasları yetkili kişiler yoluyla gerçekleştirmektir. Kanun tarafından yetkili kılınan kişilerin tıp bilimine uygun olan tedavi ve müdahaleleri hastayı aydınlatıp rızalarını alarak gerçekleştirmeleri gerekir. Aksi takdirde, kişilerin hukuken korunan kişilik hakları üzerindeki müdahaleler hukuka uygun olmaz.
  
Bu gerekliliklerden biri olan aydınlatma yükümlülüğü nedir?
 
Doktorun, müdahale edeceği kişiye; sağlık durumunu, yapılacak müdahaleyi, etkilerini ve sonuçlarıyeterli ölçüde açıklaması ve bunun üzerine müdahale edilecek kişinin serbest iradesiyle rıza göstermesi aranır.

Ancak bu şekilde müdahale hukuka uygun olacaktır. Hasta, müdahaleden önce neye onay verdiğini, ne için rıza gösterdiğini bilmelidir. Hastanın tıbbi müdahalenin konusu, etkileri ve sonuçları hakkında bilgilendirilmesi yani aydınlatılması hem müdahaleyi yapacak olanların yükümlülüğü hem de müdahalenin yapılacağı kişinin hakkıdır. Doktor veya yetkili kişi bu yükümlülüğü yerine getirmediği takdirde rıza geçersiz sayılacak ve bu yetkili kişinin cezai sorumluluğuna gidilebilecektir. Hekimlik Meslek Etiği Kuralları madde 26 uyarınca hekimin hastasını şimdiki sağlık durumu ve konulan teşhis, önerilen tedavi türü ve türleri, amaçlanan tedavinin süresi ve başarılı olma şansı ile riskleri hastaya açıkça söylenmesi aydınlatılmış onam kapsamındadır. Tedavinin hastayı sosyal ve ekonomik açılardan da nasıl etkileyeceği önemlidir.

Ayrıca tedavi uygulanmadığı takdirde de hastalığın nasıl seyredeceği konusunda hastanın bilgilendirilmesi gerekir. Hastanın bunları yeterince anlaması ile bilinçli ve serbest iradesiyle seçimini yapması önemlidir.


  

 Aydınlatma yükümlülüğünün de ortadan kalkabileceği haller elbette vardır. Doğal afet, savaş ve toplu kaza, koma gibi durumlarda acele karar verme gereğinden ötürü ve hastanın bilincinin açık olmadığı, kanuni temsilcisine ulaşılamayan hallerde hekim, makul bir hastanın yapılacak müdahaleye aydınlatma sonucu rıza göstereceğini kabul ediyorsa, yani başka bir değişle varsayılan rıza vardır diyebiliyorsa aydınlatılmış rıza olmadan hareket edebileceği söylenebilir. Somut olayın özelliklerine göre ise eğer aydınlatılması hastayı tedaviden daha çok tehlikeye sokacaksa bu hakkın kapsamının daraltılabileceği söylenebilir. Yahut izin gerektirmeyecek derecede az tehlikeli bir işlemin yine somut olaya göre takdir edilerek aydınlatılmadan yapılabileceği de söylenebilir.  

Aydınlatılmış onam için bir şekil şartı olmamakla birlikte hekimin aydınlatmayı sözlü yapıp yazılı belgeyle de onayı alması halinde ispat hakkı kendisinde olan hekimin yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etmesi kolaylaşacaktır. Yine de, aydınlatma sadece yazılı şekilde yapılmamalı, mutlaka sözlü de olmalıdır. Ancak elbette bütün bu şartlar olması gerektiği gibi gerçekleşse de müdahalenin ve işlemlerin özensiz ve dikkatsiz yapılması halinde doğacak sorumluluk ortadan kalkmayacaktır.          


 Alara Naçar