Cinsel Suçlarda Erkek Mağdurlar

Cinsel suçlarda erkek mağdur kavramını incelerken 5237 sayılı TCK perspektifinden suç ile ilgili temel bilgilere değinilerek Adli Tıp açısından erkek mağdur üzerinde yoğunlaşılacaktır.

TCK bakımından değerlendirmeye başlarken; cinsel saldırı ve cinsel istismar kavramlarıyla ilgili genel bilgi sunmak gerekir. Cinsel saldırı suçu 5237 sayılı TCK’da 102.maddede düzenlenmiştir. Burada fiilin 18 yaşından büyük kişiye karşı işleniyor olması onu Çocukların Cinsel İstismarı Suçu'ndan ayırır.

          

Suçla korunan hukuki değer, bireyin cinsel özgürlüğü, cinsel dokunulmazlığı veya cinsel özgürlüğünü yaşama konusunda özgürce tasarruf edebilmesidir. Bu suçun faili bakımından kanun metninde herhangi bir yaş ayrımına gidilmediği gibi cinsiyet ayrımı da yapılmamıştır.Dolayısıyla suç 14 ya da 16 yaşındaki biri tarafından işlenebileceği gibi 60 yaşında biri tarafından da işlenebilir. 

Bunun yanında suç farklı cinsiyetten birine karşı işlenebileceği gibi aynı cinsiyetten birine karşı da işlenebilir. Suçun hukuki konusunu ise “cinsel uzuvlar ve yapılan fiille bağlantılı olarak cinsel anlam ve içerik kazanan vücut bölgeleri oluşturmaktadır. Cinsel davranışa ilişkin mağdurun rızası var ise suç hukuka uygun hale gelecektir. Araştırmalarda çocuğa yönelik cinsel saldırılarda cinsel arzunun baskın olduğunu görülürken, yetişkine karşı gerçekleştirilen cinsel saldırılarda ise öç alma duygusunun, güç ilişkisinin ve acı vermenin baskın olduğunu görüyoruz.

Yetişkin bir birey bakımından böyle bir fiile maruz kalması, kendisini değersiz hissetmesine, erkekliğinden şüphe duymasına sebebiyet verir. Çünkü eşcinsel olmayan bir erkeğin hemcinsi tarafından bu şekilde kullanılıyor olması onur kırıcı bir durumdur. Bu yüzden yetişkinler çocuk mağdurlara kıyasla olayları birilerine anlatmakta daha çok zorlanmaktadır


Yapılan araştırmalara göre, verilerde erkek mağdur sayısının az olmasının yegane sebebi budur. Çünkü bireyler, durumu anlattıklarında toplum tarafından damgalanacaklarını düşünürler. Toplumumuzda yer alan ve insan hakları açısından eşitsizliğe yol açan tabulardan biri de erkeklerin bu fiile maruz kaldıklarında eşcinsel olarak damgalanmasıdır. Üstelik bu ters yoldan ilişki olduğu için kendilerinin pasif olarak nitelendirilip dalga konusu haline gelmelerine sebebiyet vermektedir. Burada açık bir mahalle/toplum baskısı, kültürel bir kodlardan kaynaklı bir korku psikolojisinden bahsetmek mümkün.
 
Toplumda eşcinsellerin ikinci sınıf vatandaş olduğu algısı, normal dışı bir cinsel muameleye veya ters ilişkiye maruz kalmış mağduru yaşadığı olayı anlattığında onu anlayacak birini bulamayacağı düşüncesiyle, yalnızlaştırmıştır. Bu durum eşitlik açısından ayrıca uzun uzun değerlendirmeyi hak eder niteliktedir. Bu sebeple işbu yazıda, buna uzun uzun değinilmeyecektir fakat bu algı toplumda yalnızca eğitim seviyesi düşük olan kitlelerce değil, yüksek eğitim seviyesine sahip hukukçular, polisler, öğretmenler bakımından da geçerlidir.




Mağdurun eğitim seviyesi düşük olan bir aileden seçildiği varsayımında, ruhsal çöküntü açısından mağdur oldukça kötü etkilenecektir. Bu bakımdan mağdurun şikayeti halinde öncelikle polislerle muhatap olunup ardından hakim karşısına çıkılacağından, bu süreç içerisinde temas kuracağı kişilerin de özel olarak eğitilmeleri, bu kişilere işlenen fiile tabu olduğu kaygısıyla değil de, haksızlık içeriğiyle bakabilme bilinci kazandırılması gerekmektedir.

Zehra Sırcan