Adli Tıp Perspektifinden, Cinsel Suçlarda Erkek Mağdurlar

Adli tıp bakımından konuyu ele alırsak erkeklere yönelik cinsel istismar genellikle fiili livata şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre erkek istismarcı profillerinin genelde öz güven eksikliği içerisinde olan, yalnızlık duygusunun baskın olduğu, sosyal ilişki kurma yeteneğinin gelişmediği kişiler olduğu gözlemlenmiştir.

                      

İstismarcının suçu işlemesinde yaşadığı çocukluk dönemi büyük önem arz eder. Ailesiyle iyi ilişkiler kuramayan onlarla yeterli vakit geçiremeyen, ailesi tarafından ihmal edilen ya da aşırı üzerine düşünen, şiddet ortamında büyüyen hatta çocukluklarında böyle fiillere maruz kalmış olan kişiler, istismarcı olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Dolayısıyla böyle bir çocukluk dönemi geçirmiş yetişkinler istismarcı olabileceği gibi çocuklar da istismarcı olabilir. Bunun; merak, dikkat çekme, cinsel birliktelik deneyimleme isteği, oyun sanma gibi çeşitli nedenleri olabilir. 


Yapılan araştırmalar göstermektedir ki mağdurlar genellikle küçük yaştaki erkek çocuklardan seçilmektedir. Bunun sebebi; bu yaştaki çocukların kolay yönlendirilebilir olması ve içlerindeki merak duygusundan istifade etme imkanının  bulunmasıdır. 


Çocukların hayatının, tanıdığı insanlara güven duymayı öğrendiği dönemlerde bu şekilde sömürülmesi onları hayatları boyunca etkileyecektir. Henüz daha oyun yaşında olmaları sebebiyle, hayal dünyalarına bu denli kirli bir olguyu sığdıramadıkları için karşısındaki insana koşul bir şekilde bağlanıp onu sevmeye başlar.


Yapılan fiili sevmemesine karşın failini sevmesi her ne kadar çelişki gibi görünse de bu çocuk olmanın ruhundan gelir. Çünkü çocuk bir yetişkin karşısında nereye çekilirse oraya gidebilecek konumdadır ve failiyle uzun süre vakit geçirmeleri halinde ona tamamen güvenip bağlanacaktır.


Aydın’da erkeklerde cinsel istismar suçların özelliklerini saptamak için Adnan Menderes Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı polikliniğine gelen 25 erkek olgu değerlendirildiğinde; mağdurların  % 88’inin sanığı tanıdığı gözlemlenmiştir.

                    

  • Buradan sanıkların çocuğun yakın çevresinden insanlar olduğu sonucunun çıkartılması kaçınılmazdır. Buna göre sanık; aile dostlarından, öğretmenlerinden ya da komşularından biri olabilir.
  • Cinsel saldırgan profillerine ilişkin olarak yapılan araştırmada; çocuğa yönelik cinsel saldırının en çok saldırganın evinde, ikinci sırada ise ıssız bir yerde işlendiği saptanmıştır. Bu bakımdan da saldırganların çocuğun yakın çevresinden olmasıyla suçun en çok saldırganın evinde gerçekleşiyor olması tutarlıdır.
  • Çocukların cinsel istismarında istismarcıyla çocuk arasında bir bağ ve sevgi oluştuğu  için çocuklar bu durumdan birine bahsetmek istemez. Çünkü bu denli bağlanmış olduğu kimseyi kaybetme korkusu içerisindelerdir.
  • Bunun yanında istismarcının  adeta çocuğu tüm benliğiyle kontrol altına almış olması da suçun açığa çıkmamasında etkilidir. Suçun ortaya çıkmamasında çocuğun kendisine inanılmayacağını, söylediklerinin uydurma olduğuna inanılacağını düşünmesi de önemlidir.


Tüm bunların yanında yaşadığını birine anlatırsa başını daha büyük belaya sokmaktan korkma, nasıl ifade edeceğini bilememe, yaşadığının yanlış olduğunu bilebilecek bilgiye sahip olmama hatta bazı durumlarda istismarcıyı sevdiği için onu koruma güdüsüyle istismardan kimseye bahsetmez.


Zehra Sırcan