Prensip: Yazmaktan vazgeçme, yazılanların esiri olma

Birbirinden uzak saman balyaları tek tek ateşe verilmiş. Kimi rüzgardan kimi takatsizlikten sönüyor. Ateşin takatsizliği, sinemize derk edilen, beynimize kazılan, önümüze konulan her bir meşgale her bir arzu her bir menzil bu şekilde. Tüm insanlar için . İstisnasız. Kadın kollarında iken, arabanın kontağını çevirirken, o gökdelenin en tepesinde manzara izlerken, işyeri koltuğuna kurulurken insanın duyduğu haz mıdır yoksa saman balyasının küllerini görüp de bu ateş bitti sırada ne var diyen kişi midir? Bence ikisi de aynı kişidir.  Hepimiz aynıyız. Dinler peygamberler filozoflar büyük krallar zorbalar zenginler  .

Hani olur da yarım kalan şeyler var. İlahi müdahale ile  biten bir ömür ve yarım kalan iş. Sanki oyna müdahale gibisinden. Oda öyle değil. Bardağın dolu tarafı bize der ki  illa işini yarım bırakan bir şeye başlamış ve  bir yangının ortasında imiş. Yani saman balyası varmış. Hiç olmayandan yeğdir.

Varlığımız işlerimiz oluşlarımız her şeyimiz neyi tatmin ediyor. Bizim tatmin olma limitimiz var mıdır? Ben olmadığını biliyorum. İnsanın sınır konmayan ve üç olduğu söylenen  kuvveti bu anlamda sana limit yok diyor. Limitsiz insanlar  meşgaleleri ile işleyişleri ile hayatları ile neyi tatmin etmeye çalışıyor. Bunları felsefi anlamda sormadan sanatsal anlamda sormak daha güzel neticelere götürüyor insanı. Ben çiçeklerin  hangi sıcaklık şartlarında nerde hangi mevsimde yetiştiklerinden ziyade güzel bir çiçeği gördüğümde hiç olmadık bir şekilde kontrolünü yapamadığım içimdeki kıpırtıyı  harekete geçirmesi  ile ilgiliyim.