İstismara Uğramış Çocuklarda Ebeveynlere Düşen Sorumlululuk

Çocukların yaşadıkları olayları rahatlıkla bir başkasına anlatabilmesi noktasında ebeveynlere anlamlı bir sorumluluk düşmektedir. Çocuklarına hayır diyebilmeyi, onlara yaşlarına göre cinsellikle ilgili bilgiler vermeyi ve bu konuda onlarla rahat konuşabileceklerini öğretmeleri gerekir. Aksi takdirde toplumda yerleşmiş olan “cinsellik ulu orta konuşulmaz, yaşı gelince öğrenilir” mantığı, var olan tabularımıza bir yenisini ekleyecek ve çocuğun kendisini korumayı öğrenebilmesi açısından herhangi bir fayda sağlamayacaktır. İstismar birine anlatıldığı takdirde faillerin, çevreden korktukları için çocuklara yönelik sarkıntılıklarının azaldığı gözlemlenmektedir.

Cinsiyet ayırt etmeksizin cinsel istismar  çocuğun ileriki hayatını etkileyecek ruhsal bozukluklara yol açmaktadır. Bunlardan bazıları; cinsel kimlik bozuklukları, cinsel oyunlar oynama, yetişkinleri tahrik edici davranışlarda bulunma, cinselliğe aşırı ilgi duyma, ilişkilerde problemler yaşama, cinsellikten korkma kabus görme, depresyon, mastürbasyon ve hatta istismarcı olma gibi ciddi sorunlardır.

 

Cinsel istismara uğramış erkek çocuklar açısından bakacak olursak her şeyden önce kız çocuklarına kıyasla yaşadıklarını daha az dile getirmektedirler. Bunun sebebi toplumda baskılanıp damgalanacakları hissidir. Yaşadıklarından dolayı kendilerini sorumlu tutarlar. Bu onların daha çok içine kapanmalarına ve sosyallikten uzak yetişmelerine sebebiyet verir. Bu sebeptendir ki cinsel istismara uğramış erkek çocuklarda intihar oranı ve madde kullanımı oldukça yüksektir. Bu çocukların, ileriki yaşamlarında suç eylemlerine karışabilme ihtimalleri ve fahişelik riski oldukça yüksektir. İyi bir çocuk yetiştirmek ve sonrasında da onlarla arkadaş olabilme açısından aileye görev düştüğü kadar sorunu saptayabilme açısından sağlık çalışanlarına da büyük görev düşmektedir.

Çünkü zaman rapor hazırlama ve soru sorma tekniğinin bilinmemesinden, tanı koymayla ilgili yeterli donanıma sahip olunmadığından var olan istismar olgusunu bile görememektedirler. Bu bakımdan; görüşme sırasında çocuğa rahatlıkla cevaplayabileceği nitelikte açık uçlu sorular sormaya, onları tekrar tekrar sorguya çekmemek için her söylenileni kayda değer bulmaya, belirsiz tanımlardan kaçınmaya, istismarcının adını açık olarak kullanmaya ve çocuğu anlayabileceği seviyede kelimeler kullanarak basit cümleler kurmaya özen gösterilmelidir. Bunların yanında bütün sorumluluğu aile ve sağlık çalışanlarına yüklemek işlevsel değildir. Bu yüzden emniyet görevlileri, hukukçular ve psikologlar da konuyla ilgili özel olarak eğitilmelidir.

Mağdurların yetişkin erkeklerden seçilmesi konusuna gelmeden önce; yukarıda çocuğun mağduriyetini anlatırken onu anlamakta hakim ve psikologların önemini, sanık tarafından korkutulması sebebiyle mağduriyetini yıllarca anlatamayışını ve sanığın aile dostlarından olmasını, 2011 yılında mahkemede izleme fırsatı bulduğum bir istismar vakıasına değinerek vurgulamak isterim.

 

Olay evli ve çocuk sahibi sanığın, erkek mağdura anal ilişkide bulunmak suretiyle yıllardır sürmesi şeklinde gerçekleşmiş olup çocuğun sanık tarafından tehdit edilmesinin ardından çocuğun anca yıllar sonra yaşı biraz daha büyüdüğünde, cesaretini toplayıp ailesine anlatabilmesinden ibarettir. Mağdurun sosyal ve ekonomik seviye olarak daha alt kesimden seçilmiş olması, çocuğun sanıkla mağdur arasındaki yaş farkı ve çocukta var olan zeka geriliği, ailesi tarafından bakıma muhtaç olması dikkatimi çeken olgular arasındaydı. Çünkü çocuğun bu özelliklerden seçilmiş olması, fiili işlerken faile büyük kolaylık sağlayacaktır. Ailesi tarafından bakıma muhtaç olması sebebiyle, halihazırda zaten sosyalleşme imkanı  fazla bulunmayan ve içine kapanık olan çocuğun böyle bir eylem karşısında olanları aktarmakta  güçlük çekmesi çok normaldir.

Dolayısıyla istismarcının çocukla yakınlık kurup onunla arkadaş olmaya çalışarak çocuğun sevgisini ve güvenini kazanmasının ardından onda yaratacağı en ufak bir korku bile çocuk üzerinde büyük etki doğuracaktır. Bu bakımdan da sanığın, mağdura karşı olayları birine anlatsa bile zeka geriliği sebebiyle kendisine kimsenin inanmayacağının söylenmesi, çocuğun yıllar boyunca bu fiili kimseye anlatamamasına sebep olmuştur. Duruşma esnasında hakimin, mağdur çocuğa olayın nasıl gerçekleştiğini tüm ayrıntılarıyla anlatmasını istemesinin çocuğun bir kez daha orada bulunan insanlar önünde mağduriyetine sebebiyet verdiği kanısındayım.

Zira çocuk, anlatırken o anları tekrar yaşayacak ve bu tramvayı atlatması daha da güç olacaktır. Bu bakımdan hakimlerin, olayın aydınlatılması için sorular sorarken daha az mağduriyete yol açacak nitelikte sorular sorması, çocuğa sorgularcasına bir üslup takınmaması için özel olarak eğitilmesi şarttır. Nitekim olayda da hakim kendisinin yetersiz olduğunu düşünüp çocuk psikoloğundan yardım alarak çocuğun anlatmasını talep etmiştir. Henüz filizlenmiş çiçek olan çocukları, ileri de ruhsal ve fiziksel bakımdan sağlıklı birer birey olarak görmek istiyorsak Devlet dahil olmak üzere toplum olarak, aile bireyleri olarak taşın altına elimizi koymalıyız.

Aile faktörünün yanında polislerin, hukukçuların, eğitmenlerin ve sağlık çalışanlarının da konuyla ilgili özel eğitimler alması elzemdir. Böylece; suç düzenlenirken sadece faile ceza verilmekle kalınmayıp suçun hukuki konusunu oluşturan çocuğun ruhsal ve fiziksel yönden sağlıklı gelişimini sağlama hedefine daha da yaklaşılmış olacaktır.

Zehra Sırcan