Töre Saikiyle İşlenen Cinayetler, Yargıtay Yorumu

26/09/2004 tarihinde kabul edilerek 01/06/2006 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanununda yer alan önemli değişikliklerden biri de "töre saikiyle işlenen" cinayetler kavramının mevzuatımıza girmiş olmasıdır. Bilindiği üzere, Türkiye’nin imzalayarak taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Uluslararası Anlaşma (CEDAW) ve Pekin Deklerasyonu olarak bilinen aynı konuya ilişkin Birleşmiş Milletler Siyasi Deklerasyonu, taraf ve imzacı ülkelere, kadın bireylere yönelik hayatın her alanında mevcut olan ayrımcılığı önlemek ve kadınların maruz kaldığı şiddeti engellemek konusunda yükümlülükler getirmekteydi.

Özellikle kadına karşı şiddet fiillerinin yaygınlığı ve bu fiillerin artış eğilimi içerisinde olması, Türkiye’yi uluslararası yükümlülüklerin gereğini yerine getirebilmek adına hareket etmek mecburiyeti altını sokmaktaydı. Ülkemizde kadına karşı şiddetin ve eşitsizliğin önlenmesi adına atılan adımların hemen hemen tamamı, izah edilen bu siyasi süreçler sonrasına denk gelmektedir.Bu kapsamda; dünyanın birçok farklı ülkesinde ve kültüründe de gerçekleşmekte olduğu bir vaka olsa da, özellikle Türkiye ve Türkiye’nin içerisinde bulunduğu coğrafya ve kültürün bir yansıması olarak ortaya çıkan namus cinayetleri de üzerinde çalışılması gerekli temel mesele ve sorunlardan biri olarak öne çıkmaktaydı.

Yeni Ceza Yasasının kaleme alındığı hazırlık safhasında ve yasanın ilk halinde, namus adına işlenen ve kamuoyunda namus/töre cinayetleri olarak anılan fiiler için ayrı bir düzenleme olmamasına karşın, meclisteki komisyon çalışmaları esnasında verilen teklif ve bu teklif sonrasında gerçekleşen uzun tartışmalar neticesinde, “töre cinayeti" adı ile konunun ayrı bir bent halinde yasa metnine alınmasına karar verilmiş ve teklif neticesinde gerçekleşen değişiklik sonucu, bu kavram mevzuatımıza girmiştir.

Töre cinayetleri kavramının mevzuatımıza girmesini sağlayan komisyon tartışmaları üzerinden, yasa koyucunun amacı ve yasanın ruhunu anlamaya çalışmak, sonrasında ise Yargıtay uygulamasının ne doğrultuda şekillendiğini izahla, mevcut uygulamanın eleştirisini yapmak olacaktır.

Yukarıda da belirtildiği üzere töre cinayeti kavramı, Türk Ceza Kanunu’nun geneli üzerinde çalışan Meclis Adalet Komisyonu’nun, hükümet temsilcileri, iktidar ve muhalefet partisi temsilcileri ve konuyla ilgili üniversite hocaları ve Yargıtay temsilcilerinin bulunduğu çalışma toplantısında, milletvekilleri tarafından hazırlanan bir teklif üzerine gündeme alınmış ve farklı tarihli toplantılarda gerçekleşen uzun tartışmalar neticesinde kanun metnine dahil edilmiştir.

Bu teklifin gerekçesine ve tartışmada ileri sürülen temel tezlere değinmeden evvel, töre kavramından ne anlaşılması gerektiği üzerinde durulmasında fayda görülmektedir.

Türk Dil Kurum Büyük Türkçe Sözlük’e göre töre; bir toplulukta yerleşmiş, benimsenmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, göreneklerin ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, Kubbealtı Akademisi Misalli Büyük Türkçe Sözlük’e göre; yerleşmiş adetlerin, ortaklaşa davranış biçimlerinin ve kuralların bütünü olarak tanımlanmaktadır. Kelimenin tarih içerisinde, geçmişten günümüze olan anlam değişimleri açısından Ş.Sami’nin Kamus-i Türkisi incelenmiş kelimenin İbranice kökenli olarak tanımlanıp, aynı doğrultuda, kanun ve nizam manalarında kullanıldığı belirtilmiştir.

Töre cinayeti ile ifade edilmek ve anlatılmak istenen hususun ne olduğunu ise 01/07/2004 tarihli komisyon çalışmaları esnasında, dönemin muhalefet partisi temsilcileri olarak çalışmalara katılan Mehmet Ziya Yergök ve Feridun Fikret Baloğlu tarafından verilen teklifin gerekçesinden anlamak mümkündür.5 Teklife göre “....cinsel saldırıya uğrayan kız çocukları ya da ailesinin istemediği bir kişiyle arkadaşlık eden veya evlenen kadınların öldürülmesi sıkça rastlanan bir olaydır.Kan gütme saikiyle işlenen öldürmeler bakımından kanunda en ağır ceza öngörülmüştür.En az kan gütme kadar önlenmesi gereken ve töre cinayeti olarak adlandırılan öldürmelerin de aynı etkinlikte önlenmesi için, bu halin de nitelikle adam öldürmek olarak kabulu gerekir.Diğer yandan çeşitli uluslararası sözleşme ve bildiride de özellikle kadına yönelik bu tür öldürmelirin önüne geçmek için devletlerin yükümlü olduğu ifade edilmiştir.Bu gerekçeyle maddede değişiklik yapılması ... “ öncelikle kanunun lafzen ve ruhen doğru ve tam olarak anlaşılması gerektiği, metnin anlaşılması için de gerekçenin birincil önemdeki kaynak olduğu bilinen bir husustur.

Teklif gerekçesi incelendiğinde, değişiklikle amaçlananın, öncelikle kadınlara yönelik işlenen cinayetlerin etkin cezalandırma yolu ile önlenmesi olduğu görülmektedir. Ancak, burada özel düzenleme yapılması istenen husus, kadınların mağduru olduğu alelade cinayetler değil, töre adı altında işlenen cinayet eylemleridir.Töre cinayetlerinden muradın ise verilen örneklerden de anlaşılacağı üzere, kadın üzerinde hakimiyet ve iktidar kuran, kadını adeta nesneleştiren, kadını cinsel kimliği üzerinden tanımlayıp, özellikle bu alanda kadının verdiği ve genel kabule uygun olmayan kararları reddeden “ataerkil" geleneğin etkisi ile işlenen cinayetler olduğu belirtilmektedir.

Gerekçede bu alanda imzalanan uluslararası sözleşmelere atıf yapılması da bir başka açıklayıcı ifadedir.Bahse konu anlaşmaların Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Cedaw sözleşmesi başta olmak üzere, aynı konuya ilişkin ek protokoller olduğu izahtan varestedir. Bu anlaşmalar da incelendiğinde, kadına yönelik şiddetin temelinde, erkek egemen zihniyet ve yaklaşımlar bulunduğu açık bir biçimde vurgulanmaktadır. Dolayısıyla, töre cinayetiyle ifade edilmek istenenin, kadınların, genel geçer toplum değer ve kabullerine uygun olmayan davranışları sebebiyle öldürülmeleri ya da cinayet saiki olarak, kadına yönelik, gelenek ve ataerkil kabullere dayalı yaklaşımların olduğu eylemler olduğu görülmektedir.

Nitekim, komisyon çalışmaları esnasında ifade edilen çeşitli görüşler de teklif gerekçesinde belirtilen hususları destekler mahiyettedir  “...şehrin meydanına gittiği için, bir arkadaşıyla konuştuğu, sinemaya gitmek istediği için, ailesinin istemediği bir kişiyle evlendiği için birçok gencin öldürüldüğüne tanık olduk .... “ ( Gaye Ersatur ), “ ..töremize aykırı davrandı, töremize uygun evlilik yapmadı, töremize uygun yaşamadı diye, kadın-erkek farketmez, öldürülmesi feodal bir yaklaşımdır.Bu geleneğe bağlı kalara Türk toplumunu ileri götürümeyiz ..” ( Orhan Eraslan )