Ceza Hukukunda Uzlaşma

01.06.2015 tarihinde yürürlüğü giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 73. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 253 ve devam eden maddeleri ile ceza hukukuna uzlaşma kurumu getirilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun gerekçesinde; ceza adalet sisteminde sadece suça karşı ceza yaptırımı sistemi yerine suç mağdurlarının yararlarının korunması, tatmin edilmesi, zararın giderilmesi ve onarımının sağlanması gerektiği, bununla birlikte bu düzenleme ile taraflar arasında barışın sağlaması, devletin katlanmak zorunda kalacağı masraflardan kurtulması, kamunun da yararının korunması, adaletin sağlanması, failin toplumla bütünleşmesinin sağlanmasının amaçlandığı belirtilmiştir.

 

Uzlaşma müessesesinin ceza hukuku sistemine getiriliş gerekçesi ile ortaya konulan amacı çağdaş bir ceza adalet sistemi yönünden olumludur. Ancak uzlaşmanın şartları arasında sayılan failin suçtan dolayı sorumluluğunu kabul ön şartı, failler tarafından kabul görülmeyerek bu düzenlemenin adeta ölü doğmasına neden olmuştur. Hukukta alternatif yolların uygulama kabiliyeti kazanmamasının önemli nedenlerinden birisi, o alternatif yolun tercih edilen koşulları itibariyle uygulama gerçekliğinin bulunmamasıdır. Uzlaşmanın ilk halinde kanuni düzenlemeler bir hayli yetersizdi. Bu yetersizlik, uygulayıcının içtihadı ile doldurulamayacak ölçüdeydi. Var olan düzenlemelerde, uzlaşmanın uygulanmasındaki en önemli engeldi. Nitekim mağdurun zararının uzlaşmaya uygun olarak giderilmesi ve uzlaştırma işleminin giderlerinin fail tarafından ödenmesi halinde soruşturma evresinde kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma evresinde ise davanın düşmesine karar verilecekti. Ancak uzlaşmanın sağlanamaması yahut uzlaşmanın sağlanmasına rağmen Baro tarafından atanan uzlaştırıcının ücret ve giderlerinin nasıl ödeneceği düzenlenmemişti. Bu düzenleme uyarınca Barolar tarafından uzlaştırıcı ücret ve giderleri belirlenerek bu ödeminin peşin olarak yatırılmasından sonra uzlaştırıcının görevlendirileceği bildirilmekteydi. Çoğu uzlaşma işlemi bu ödemeler yapılmadığından hiç başlanamamıştı. Görüldüğü üzere bu yönüyle de uzlaşma kurumunun işlevini yerine getirmemesi, yasa koyucu tarafından öngörülmesi gereken fakat öngörülemeyen etmenlerden kaynaklanmıştı.

 

 

Uzlaşmanın mali ve bürokratik yönleri gözetildiğinde, uzlaşmanın şikayete tabi suçlarda uygulanması düzenlemesinden dolayı savcılık ve mahkemeler uzlaşma yerine şikayetten vazgeçme prosedürlerini kullanmaktaydı.19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı yasa ile uzlaşma müessesi neredeyse yeniden yapılandırıldı. Ancak bu değişikliklerde istenilen sonucu vermediğini düşünmekteyim. Yeni düzenleme ile artık Cumhuriyet savcıları ve mahkemelerde uzlaştırmayı bizzat gerçekleştirebilmekte, yahut hukuk öğrenimi görmüş kişiler arasından uzlaştırmacı görevlendirebilmekte veya uzlaştırmacı olarak bir avukat görevlendirmesini barodan isteyebilmektedirler.

 

İstanbul gibi büyük bir kentte bu tablo, neredeyse barodan hiç uzlaştırmacı avukat istenmediği sonucuna bizi vardırabilir. Savcılıkların yahut mahkemelerin bizzat gerçekleştirdikleri veyahutta hukuk öğrenimi görmüş kişiler arasından görevlendirdiği uzlaştırmacı istatistiklerini ise bilememekteyiz. Adalet Bakanlığının “Ceza Adalet Sisteminde” başlıklı uzlaşma uygulamaları web sitesinin “İstatistik” bölümünde, “Son Güncelleme 06 Ağustos 2009 04:45” ibaresinden başka uzlaşmaya ilişkin istatistiki bir bilgiye yer verilmemiştir.

 

 

2013 yılında soruşturma evresinde Baro’dan talep olunan uzlaştırmacı avukat sayısı 63, kovuşturma evresinde 18; 2014 yılında soruşturma evresinde 11, kovuşturma evresinde 9 olmuştur. Bu azalmanın nedeni, hukuk öğrenimi görmüş uzlaştırmacılarda aranan şartların, Ceza Muhakemesi Kanuna Göre Uzlaştırmanın Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte yasaya göre daha geniş yorumlanarak düzenlenmesi olabilir. 5271 sayılı CMK’nın 253/9. maddesinde “hukuk öğrenimi görmüş kişilerinde” uzlaştırmacı olarak görevlendirilebileceği belirtilmiştir. Madde düzenlemesi hukuk fakültesi mezununu kastetmiş olmasına rağmen, 26.07.2007 gün ve 26594 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmeliğin 15. maddesinin 1. fıkrasının b ve c bentlerinde yer alan: “b) Hukuk veya hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idarî bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmak”, “c) Hukuk dalında yüksek lisans ya da doktora yapmış bulunmak” hükümleri ile yeterli olmayan hukuk dersleri alan ve muhakeme formasyonu bulunmayan fakülte mezunlarının da uzlaştırmacı olarak kabul edilmesinin yasaya aykırı olduğundan bahisle İstanbul Barosunca açılan davada, Danıştay 10. Dairesince verilen 11.03.2008 gün ve 2007/6843 E. sayılı yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15.05.2008 gün ve 2008/463 YD. İtiraz No’lu kararı ile kaldırılarak yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.

Danıştay 10. Dairesinin 20.06.2011 gün ve 2011/2365 K. no’lu kararı ile bu düzenleme yönünden oy çokluğu ile iptal isteminin reddine karar verilmiştir. Böylelikle yönetmeliğin genişletilmiş hukuk öğrenimi görmüş kişi kavramı uygulama işlemi haline gelmiştir. Barodan uzlaştırmacı avukat yerine bu kaynaktan uzlaştırmacıların atandığını düşünmekteyim.

 

Ancak buna ilişkin Adalet Bakanlığının bildiğimiz yayınlanmış bir verisi bulunmamaktadır. Bu maddenin getiriliş nedeni ile ilgili savunmalardan birisi, maddenin geniş yorumlanması gerekliliğidir. Halbuki yasanın yorumlanması ve bunun da yönetmelikle gerçekleştirilmesi idarenin görevi değildir. Aksi durum, kuvvetler ayrılığı prensibinin, dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin ihlaldir. Kanunda öngörülen yönetmelik çıkartma yükümlülüğü, kanunu geniş yorumlamak için verilen bir yetki değildir. Diğer bir savunma ise uzlaştırmacı bulunmasında yaşanacak zorluktur. Oysa ki böyle bir sorun olmadığı idare tarafından da bilinmektedir. Uzlaştırma işlemlerini Mahkeme ve Cumhuriyet Savcılarının bizzat gerçekleştirebilmelerinin yanında 86.981 avukatın olduğu bir ülkede uzlaştırmacı bulunamaz savunmasına itibar edilmemelidir.

 

 

Uzlaşma yönünden ülkemiz insanlarının uzlaşmaya yatkın olup olmadığından yola çıkarak bu usul kuralının işlerliğinin tespiti yerine, bahsetmeye çalıştığım kuralın düzenleniş biçimi, alt düzenleyici işlemler, uygulama işlemleri hep birlikte değerlendirilmek suretiyle uzlaşmanın uygulanabilirliğinin tartışılması gerekir. Uzlaşmaya konu suçlar dikkate alındığında, mevcut yapının mali ve bürokratik yönleri de eklendiğinde uzlaşmanın hukuk sistemimizde aktif uygulanabilmesinin olanaklı olmadığını söylemek mümkündür.