"Töre Saikiyle Kasten Öldürme"


Türk hukuk sisteminde töre kavramı hala belirsizliğini koruyor. Öyle ki; töre saikiyle, ceza hukukunun haksız tahrik kavramı birçok yerde iç içe geçmiş durumda.

Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu ve bir genç kadının, akrabası olan bir şahıstan hamile kaldığını öğrenen aile fertlerinden iki kişinin, kardeşlerini hamile bıraktığını düşündükleri mağduru öldürdükleri olayda, anlaşmazlık Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelmiş ve Yüksek Mahkeme YCGK 2011/1-52 2011/180 sayılı kararında ortaya koyduğu içtihatla, töre saikiyle işlenen cinayetten ne anlaşılması gerektiği konusunda teorik çerçeveyi çizmiştir. Buna göre; “...Töre” kavramı; “bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek  ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet, bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap”, “Namus” kavramı; “bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük”, “Töre cinayeti” kavramı ise; “bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailesinin kararıyla yine aileden biri tarafından öldürülmesi” şeklinde açıklanmaktadır. Bu tanımlamalardan, töre ve namusun, birbirlerine kısmen benzer ve yakın olmakla birlikte birbirlerinden ayırt edilmesi gereken farklı kavramlar olduğu görülmektedir.

 

Töre belli koşullarda namusu da içine alan bir üst kavram ise de, öncelikle töre ve namus cinayetlerinin aynı kapsamda olmadığı belirtilmelidir. Ait olunan toplulukta geçerli ve herkes tarafından kabul edilen töre gereğince namus cinayeti işlenmesi olanaklı olup bu durumda kasten öldürme fiilinin töre saikiyle işlendiği kabul edilebilir. Ancak bununla birlikte toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme eyleminin töre saikiyle işlenmediği ve bu tür eylemlerin kişilerin kendi namus anlayışının bir sonucu olarak ve töre ile yakından uzaktan ilgisi olmayacak şekilde gerçekleştirildiği de gözden uzak tutulmamalıdır.

 

Töre saikiyle hareket ederek kasten öldürme suçunu işleyen fail, görev bilinciyle hareket etmekte ve hukuk düzenince uygun görülmeyerek cezalandırılan bu davranışı nedeniyle ait olduğu toplulukta saygınlık ve itibar kazanmakta, hoş görülmekte ve korunmaktadır. Oysa töre saikinden bağımsız olarak kendi namus anlayışının bir sonucu olarak kasten öldürme fiilini gerçekleştiren fail açısından aynı durum sözkonusu olmamaktadır.

 

Nitekim öğretide töre saikiyle işlenen namus cinayetlerine ilişkin olarak; “namus cinayetleriyle kastedilen medeni durumlarından bağımsız olarak kadınların aile namusunu ve şerefini kurtarmak adına, geniş anlamda ve çekirdek aileyle sınırlandırılamayacak bir ailenin üyeleri tarafından öldürülmeleridir”, “Töresel olmayan ama yaygın rastlanan bazı haller konusunda bir açıklık getirmemiş olmakla birlikte, Kanun, feodal toplumun, feodal toplum kalıntısı toplumların töresel bir davranışı olan namus kurtarmak saikiyle insan öldürmeyi suçu ağırlatan neden sayması övülecek, yerinde bir davranış olmuştur… Töre saikiyle öldürmenin kabul edilebilmesi ve cezanın artırılabilmesi için, bizce, öldürme fiili, namus kurtarmak adına, aile meclisinin kararı olarak, kirlendiği düşünülen kadın veya kızın yahut birlikte kirletenin öldürülmesi biçiminde gerçekleşmiş olmalıdır” şeklinde açıklamalar yapılmaktadır.

 

Diğer taraftan 5237 sayılı TCY’nın “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi” başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında; “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” hükmü getirilmiştir.

Maddenin gerekçesinde; “Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açıkhükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının önüne geçilmek istenmektedir” denilmiştir.

 

Gerek 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının hazırlık çalışmaları, gerekse öğretideki görüşler yasal düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde, yasa koyucunun bilinçli bir tercih olarak “töre saiki” kavramına yer verdiği ve “namus saiki” kavramını kullanmadığı, töre saiki ile işlenen namus cinayetlerinin bu kapsamda mütalaa edilmesini arzu ettiği, buna karşın toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme fiilini töre saikiyle kasten öldürme içinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bir iradesinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

 

Yasa koyucunun öngörmediği bir şekilde namus saiki ile töre saiki kavramlarının özdeşleştirilmesi, yasa maddesinin kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanmasıdır ki buna 5237 sayılı TCY’nın 2/3. Maddesi uyarınca yasal olanak bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında eylemin tasarlayarak öldürmenin yanında ayrıca töre saiki ile gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, dosyası ayrılan kardeşi sanık Ercan Başboğa ile birlikte tasarlayarak kasten öldürme eylemini, maktülün kızkardeşini hamile bıraktığı düşüncesiyle gerçekleştirdiği hususu kuşkusuz olup, dosya içeriğine göre eylemin ayrıca töre saikiyle gerçekleştirildiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığının anlaşılması karşısında, eylemin 5237 sayılı TCY’nın 82/1-k maddesinde düzenlenen töre saikiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü olanaklı değildir.

 

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığının eylemin tasarlayarak öldürmenin yanında ayrıca töre saiki ile gerçekleştirilmediğine ilişkin itirazının kabulüne karar verilmelidir....”, Aynı içtihatın, birahanede çalışan ve para karşılığı başka erkeklerle birarada olan mağdurun, erkek arkadaşı olan şüpheli tarafından, yaşam tarzı gerekçe gösterilerek öldürüldüğü olayda, bir başka mağdurun evlenme teklifini reddettiği şüpheli tarafından öldürüldüğü olayda, sanıkların evli ablalarının başka erkeklerle görüştükleri gerekçesiyle, önce eniştelerini ikaz ettikleri, ikazları neticesinde ablalarının aynı şahıslarla görüşmeye devam etmesi üzerine, ablalarını öldürdükleri olayda, şüphelinin, ablası ve ablasının kaçarak evlendiği şahsı öldürdüğü olayda ve benzer başka vakalarda da uygulandığı ve bu cinayetlerin töre cinayeti kabul edilmediği görülmektedir.

 

Bu yaklaşım tarzı irdelendiğinde, kanun koyucunun, namus cinayeti ifadesi yerine töre cinayeti kelimesini kullanması üzerinden hareketle, namus ve töre kavramları arasında bir ayrım varsayıldığı, törenin, namusu da içine alan bir kavram olduğunun düşünüldüğü görülmekte ve “ namus “ düşüncesiyle işlenen her öldürme eyleminin, töre cinayeti sayılamayacağı ileri sürülmektedir. Töre cinayetinin, toplumu biraraya getiren fertlerin tamamı nezdinde kabul edilemez, hatalı ve yanlış sayılan bir eylem karşısında, o eylemin cezalandırılması gerekliliğinin kabulu ile toplumu oluşturan fertlerden birinin görevlendirilmesi suretiyle işlenen fiiller olduğu, işlenen cinayet sonrasında, topluluğun tatmin edilmiş olması nedeniyle failin tasvip edildiği ve saygınlık ve takdirle ödüllendirildiği hallerin kastedildiği, namus cinayetlerinde ise failin subjektif değerlendirme ve algıları doğrultusunda hareket ederek işlediği cinayetlerin söz konusu olduğu ve bu cinayetler sebebiyle, failin tasvip edilmesinin ve/ya saygınlıkla ödüllendirilmesinin söz konusu olmadığı savlanmaktadır. Töre cinayetinin, törenin üzerinde hüküm icra ettiği topluluğun bir kararının neticesi olduğu yani bir anlamda, en azından karar verme aşaması itibariyle topluluk iradesi içerdiği, namus cinayetinin ise bireysel olup, failin subjektif namus algısı ve değerlendirmesi ile işlediği cinayetleri ifade ettiği, bu fiiller yönünden, toplum beklentisi ve baskısı bulunmadığı düşüncesi hakimdir.

 

Zikredilen örnek olay ve kararlarda, çoğunluk görüşü, töre ve namus cinayetleri kavramları arasında bir ayrım yapıp, töre cinayeti için toplum, topluluk ve/ya aile tarafından görevlendirme şartı aranması gerektiğini düşünüp, bu görevlendirmenin ispatlanmadığı cinayet fiillerini töre saikiyle işlenen cinayet olarak görmezken, azınlıkta kalması nedeniyle kabul görmeyen ikinci görüş ise töre ve namus kavramları arasında bir ayrım yapılmaması gerektiğini, bu cinayetlerde esas motivin, kadına yönelik bakış açısı olduğu, kadının bedeni ve cinsel kimliği üzerinden tanımlayıp, baskı ve hakimiyet altında tutan zihniyetin etkisi ile işlenen cinayetlerin, töre saiki ile işlenen cinayetler olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu karşıt görüşün, Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 2008/4897 esas sayılı,

kızkardeşleri ile duygusal ilişkisi olduğunu öğredikleri bir erkeği öldüren iki kardeşe ait mahkumiyet kararına şerh düşülen aşağıdaki kısmı, kadın hakları ve ataerkil toplum eleştirisi açısından oldukça dikkat çekicidir.

 

“....Ceza yasaları yönünden suç sayılmakla birlikte belli bir kültürün üyelerinin suç saymadığı eylemler vardır ki bunlar kan davaları ile namus cinayetleridir. İkisi de törelere dayalı suçlardır. Töre cinayetlerinden kan davaları erkeklerin; namus cinayetleri ise kadınların öldürülmesine yöneliktir. Töre cinayetleri, kadına yönelik bir tür namus cinayetleridir. Namus cinayetlerinde sözkonusu olan, sert, acımasız törelerdir. Töre, sosyolojik bir kavram olan toplumsal ‘norm’ içinde yer alır. Toplumsal değerlerden, normlardan sapmalar genellikle sert ve acımasız yaptırımları içerir. Töre cinayeti kurbanının töreye aykırı davranışı konusunda da belli bir ölçü yoktur. Ölçüler duruma, algılama biçimine ve yöreye göre değişebilmektedir 

 

Namus kavramının içeriği, genelde son derece katı kurallar biçiminde beliren cinsel davranışa ilişkin gelenek ve göreneklerden kaynaklanır. Bu alanda ilk kural, cinsel saflık ve sakınmadır. Saflığı korumak kadına düşen bir yükümlülüktür. Sakınma ise her iki cinsin görevidir. Kadının namusu, saflığını evlenmeden önce herkese karşı koruması, evlendikten sonra cinselliğini yalnızca kocasına sunmasıyla sağlanır. Bunun dışındaki her cinsel eylem namussuzcadır. Erkeğin namusunu belirleyen iki şey vardır; Kendisine bağlı olan kadınların namusunu titizlikle koruması ve başkalarının namusuna el atmamasıdır. Namus, genel olarak bireyin ve/ya da ailesinin sosyal itibarı ya da saygınlığı

diye tanımlanabilecek şeref kavramının ayrılmaz bir öğesidir. Azgelişmiş toplumların da, yerleşik gelenekler ve görenekler bir erkeği, kendisinin ve ailesinin şerefini korumaya, kadını da cinsel saflığını ya da namusunu korumaya zorunlu kılmaktadır. Kısaca, bir namus cinayeti, kendi namusunun lekelendiğine ve dolayısıyla şerefinin kuşkuya düştüğüne inanan erkek ve kadınların, saldırganın yaşamına yönelttikleri karşı saldırıdır. Çünkü namusuna doğrudan saldırılan kadın olsun, namusu kendine bağlı olan kadınların cinsel saflığını korumak yükümlülüğüyle ölçülen erkek olsun, kamuoyu önünde lekelenecekler, onurlarını ve saygınlıklarını yitireceklerdir. Namus cinayetlerini özendiren, destekleyen ve bu tür cinayetleri işleyenleri koruyan bir sosyo-kültürel ortamın/çevrenin olduğu bilinmektedir. Bu çevrede namus cinayeti işleyenlerin namuslarını/şereflerini korurken, onların toplumsal/cemaatsel değer ve ahlâk yargılarına uygun hareket ettikleri, hatta onları uyguluyor oldukları için onay görmeleri olağandır, 

 

Töre, topluluğun totemini yani “topluluğun birlikteliğini ve kutsallığını” sembolize eder. Namus, töreye uyduğu oranda bireye verilen değerdir. Başka bir anlatımla töreye uyan namuslu, aykırı düşen namussuzdur.

 

Dışarıda sunulan bir değer olan ancak, töre etkisiyle içselleştirilen şeref kavramı, belirli bir topluluk üyelerinin namusları toplamı olduğu, ayrıca namus ve şeref” kavramlarının birbirine çok yakın anlamlar içerdiği söylenebilir. Töre sözcüğünün yasaya alınmasının hukuksal ve toplumbilimsel açıdan uygun bir seçim olmamakla birlikte, töre adına öldürmenin, namusunu kurtarmak için öldürme suçunu da kapsadığından kuşku yoktur.

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunun, “haksız tahrik” hükmünün düzenlendiği 29. maddesinin gerekçesinde, bu maddede “haksız fiil” ibaresine yer verilmesinin amacı şöyle açıklanmıştır; “Ülkemizde özellikle töre veya namus cinayeti olarak adlandırılan akraba içi öldürme suçlarında haksız tahrik indiriminin yanlış biçimde uygulanmasının önüne geçilmek olduğu” yazılıdır. Gerekçedeki açıklamada yer alan töre ve namus cinayetleri kavramlarının eş anlamlı kullanılması dikkat çekicidir. Bu ifade, töre sakiyle öldürme suçunun namus cinayetlerini de kapsadığı görüşünü güçlendirmektedir.

 

Ceza Yasası’nın hazırlamasına ilişkin komisyonlarda etkin görevler alan Prof. Dr. Adem Sözüer töre saiki yerine namus saiki kavramının benimsenmemesini şöyle açıklamıştır: “Namus saiki töre saikinin içine giren. Ancak namus saiki kavramına yer verilmesi durumunda, aldatılan veya cinsel saldırıya uğrayan kadınları namusunu kurtarmak için öldürmelerinde ceza indirimden yararlanmalarını önleyen yanlış uygulamaların önüne geçilmesi sağlanmış olacaktır. Ancak, töre saiki yerine namus saikinin eklenmesi ya da tüm saikler kaldırılması yerinde olurdu.” Türkiye, 1986 yılından beri “Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın

Önlenmesi” sözleşmesine (CEDAW), 2003 yılından beri de “CEDAW İhtiyari Protokolüne” taraftır. Kadınlara karşı Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesinin 32. Oturumunda (18–28 Ocak 2005) hazırlanan ‘Türkiye Raporu’nun sonuç bölümünde: “Ceza Yasasında “namus cinayeti” yerine “töre cinayeti” ifadesinin kullanılmış olmasının kadınlara yönelik işlenen bu tür suçların daha zayıf bir kovuşturmaya uğraması ve bu suçları işleyenlerin daha hafif cezalara çarptırılmasına neden olacağından görüşü dile getirilmiştir.

 

Sonuç olarak, Tahrik uygulamasını gerektiren haksız eylemin etkisinde işlenenler öldürme suçları dışında kalan, kadının bedeni üzerinden tanımlanan namus anlayışına, toplumsal geleneklere uymayan nedenlere dayalı tüm öldürme suçlarının Yeni Ceza Yasanının 82/1-k. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanısındayız.

 

Mağdurun erkek kişi olması suçun oluşumu etkileyeceği söylenemez. Töre cinayetlerinin işleniş nedeni çoğunlukla kadın davranışına odaklı olsa da, yasakoyucu, mağdurun kimliği konusunda erkek-kadın ayırımı yapmamıştır. Bu suçtan çoğunlukla kadınların zarar gördüğü kuşku götürmez bir gerçektir. Nitekim Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve BM Pekin+ 5 Sonuç Bildirgesi’nde namus cinayetleri kadınlara yönelik şiddet kapsamında değerlendirilmektedir. Ancak, bu cinayetlerin kurbanları arasında erkeklerinde azımsanamayacak sayıda olduğu da bir gerçektir....”