Reklamların Hukuku Uygun Olup Olmaması Sorunu

Artık hayatımızın her alanına giren reklamlarda yaşanan en büyük sorunlardan birisi de tüketicileri koruyup korumadığı ve istismar edip etmediğidir. Bu doğrultuda Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanundaki 61. madde dikkate alındığında, ticari reklamın temel ilkeleri şöyle geçiyor:

(1) Ticari reklam, Reklam Kurulu’nca belirlenen ilkelere, genel ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, doğru ve dürüst olmalıdır.

(2) Tüketiciyi aldatıcı, istismar edici ve örtülü reklam yapılamaz.


Bu madde bağlamında, tüketicileri koruyup, istismar edilmesini önlemeye, reklamın doğru ve dürüst olmasına önem verildiği görülmektedir. Reklam Yönetmeliği m. 5’deki ticari reklama ilişkin temel ilkeler, aynı zamanda bir reklamın hukuka uygun olması için gerekli ilkelerdir. TKHK m. 61/7’de “Reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşları bu madde hükümlerine uymakla yükümlüdür” hükmü olup, reklamı verenin yanı sıra, reklamı hazırlayan reklam ajansı ile reklamı yayınlayan mecra kuruluşu da reklamın hukuka uygunluğundan sorumlu tutulmuştur.  Yönetmelik m. 32’de belirtildiği gibi, hukukî düzenlemeye uygun olmayan reklamın daha sonra düzeltilmesi veya telafi edilmesi, reklam verenin tespit edilen aykırılığa ilişkin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Reklamda üçüncü kişinin sorumluluğu da söz konusu olabilir. Üçüncü kişiler, reklamda tanıklığına başvurulan veya reklam konusu ürüne tescil veya onay veren kuruluşlar veya internet servisi sağlayıcılarıdır. Üçüncü kişiler, çeşitli şekillerde hukukî düzenlemelere aykırı reklamların yapılmasına katılabilirler.

Örneğin, bunların gerçek dışı veya uzman olmadığı konularda tanıklık yapması, test sonuçlarını çarpıtması, inceleme yapmadan ürüne onay vermesi gibi durumlarda, bu kişiler tüketicilerin aldanmasına yol açabilirler.

 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)18 m. 6 gereğince kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Bu nedenle bir reklamın aldatıcı vs. olduğunu iddia eden kişi, bu durumu ispat etmelidir. TKHK m. 61/6’da “Reklam verenler, ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispatla yükümlüdür” düzenlemesi olduğu gibi, Reklam Yönetmeliği m. 9/1 şöyledir: “Reklamlarda yer alan doğrulanabilir olgularla ilgili … iddialar … üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya … alınmış raporlar ile kanıtlanmak zorundadır.”

Bu düzenlemelere göre ispat külfeti, reklam verende olacaktır. Doktrinde, reklam verenin sahip olduğu imkânlar ve elindeki belgelerle reklamdaki iddiasının doğruluğunu ispat etmesinin daha kolay olduğu belirtilerek, ispat külfetine ilişkin bu düzenleme, hem hakkaniyete uygun oluşu, hem de reklam vereni dikkatli davranmaya yönelteceğinden isabetli bulunmuştur