Hukuk Açısından Kişisel Bilgi Kavramı

Gerek ulusal gerekse uluslararası mevzuata baktığımızda kişisel verilerle ilgili birbirlerine benzeyen tanımlar ile karşılaşmaktayız. Ortak tanıma göre, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilgi, o kişinin kişisel verisidir.

İç hukukumuzda kişisel verilerin korunması ile ilgili bir özel düzenleme bulunmamakla birlikte bu konudaki koruma; mevcut Anayasamız, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu çerçevesinde yürütülmektedir. Konu ile ilgili ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu, 1512 sayılı Noterlik Kanunu ile Elektronik Haberleşme Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Gizliliğin Korunması Hakkında Yönetmelik gibi özel düzenlemeler mevzuatımız içerisinde yer almaktadır.

2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği referandumu ile Anayasamızın 20. maddesinde yer alan Özel Hayatın Gizliliği başlığı altında kişisel verilerle ilgili fıkra eklenmiştir. Buna göre; “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir”. Fıkranın son cümlesinde bahsi geçen kanun, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısıolup, 22.04.2008 tarihinde görüşülmesi ve yasalaşması talebi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na gönderilmiş ancak henüz yasalaşmamıştır.

Yukarıda belirtilen tasarının TBMMye sunulan madde gerekçelerinde kişisel veri tanımı yapılmakta olup bu tanıma göre kişisel veriler sadece bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi kişinin kesin teşhisini sağlayan bilgiler değil, aynı zamanda kişinin akli, psikolojik, fiziki, kültürel, ekonomik, sosyal ve sair özelliklerine ilişkin verilerdir. Kişinin belirli veya belirlenebilir olması, mevcut verilerin herhangi bir şekilde bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin tanımlanabilir hale getirilmesini ifade eder. Bir başka deyişle eldeki bilgi kişiyi belirlemede yeterli oluyor ise bu bilgiler kişisel veridir6. Verilerin, kişinin ekonomik, kültürel, sosyal veya psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik, vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlayan tüm halleri kapsar. İsim, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler, e-posta ve bilgisayarının IP adresi, facebook veya twitter ortamında yazdıkları gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme özellikleri nedeniyle kişisel verilerdir. Ancak; herkes tarafından bilinen veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler, yasal anlamda kişisel veri olarak değerlendirilemez. Aksinin kabulü uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Tasarı kapsamında geçen kişi, verileri işlenen hem gerçek hem de tüzel kişileri ifade etmektedir. Tasarıda ayrıca, Özel niteliği olan kişisel veriler başlığı altında; ırk, siyasi düşünce, mezhep, felsefi inanç, dernek, vakıf ve sendika üyeliği, sağlık ve özel yaşam ve mahkumiyet ile ilgili veriler hassas veri olarak ifade edilmiştir. Kişisel verilerle ilgili Danıştayın görüşüne göre; kişinin aile üyelerinin psikolojik sorunlarına veya adli makamlara yansımış bir suç işleyip işlemediklerine ait bilgilerde o kişinin kişisel verileri arasında yer almakta dır10. Kişisel veri tanımının da yapıldığı kararda; “…öğrenciye sorulacak sorular arasında, …evinizde küslük tartışması yaşanır mı?...ailende fiziksel tartışma yaşanır mı?...ailende cezaevinde kalan kişi var mı?... ebeveynlerden birinde tanısı konulmuş psikiyatrik bir sorun var mı?... gibi sorular açık biçimde aile bireylerinin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkilerini sorgulamakta ve aile üyelerinin psikolojik sorunlarına ve adli makamlara yansımış bir suç işleyip işlemediklerine ilişkin kişisel bilgilerin işlenmesini öngörmekte olup bu haliyle tartışmasız bir biçimde aile hayatının ve özel hayatın mahremiyetine müdahale etmektedir. Bu bağlamda uygulama, kişinin aile ve özel hayatına ilişkin mahremiyeti koruma altına alan kişisel verilerin kişinin rızası dışında işlenmesini yasaklayan Anayasal düzenlemeler uluslararası sözleşmelere açık bir biçimde aykırı düşmektedir…” ifadeleri yer almaktadır.