Eşlerin Birbirinden Talep Edebileceği Maddi ve Manevi Tazminat Hükümlerine Genel Bakış

Anayasamızın 2inci maddesinde4 Türkiye Cumhuriyetinin sosyal bir Devlet olduğu belirtilmiş, ayrıca Anayasamızda ailenin ve kadının korunması ilkelerine5 de yer verilmiştir. Gerçekten de, Anayasamızın 2inci maddesi uyarınca, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti” olup, 10uncu maddede de; “herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip bulunduğu, devletin bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü kılındığı ve bu maksatla alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacağı” açıklanmıştır.

Bu ilkeler paralelinde, TMKnın 185inci maddesinde de eşlerin, birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü oldukları, birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorunda bulundukları düzenlenmiştir.

Kadın ve erkek, evlenmek suretiyle ortak bir hayat sürdürmeye başlamakta, bu hayat içerisinde yeme, içme ve diğer ihtiyaçlarını aynı çatı altında karşılamaktadırlar. Bununla birlikte, iki kişiden biri ya da her iki kişi bu birlikteliği sona erdirmek istediklerinde, hayat standartları farklılaşmakta, ihtiyaçların karşılanma içeriği, kapsamı ve oranları değişebilmektedir. Bu durumda da, devletin sosyal bir devlet olması, kadın ve erkek eşitliği ve devletin eşitliğin yaşama geçmesini sağlamak zorunda bulunması ilkeleri ışığında, mağdur olan ya da mağdur olacak tarafın korunması gerekmektedir. Bir diğer anlatımla, evlenme sonucunda nasıl eşlerin, ekonomik, sosyal, kişisel ve hukuksal statülerinde önemli bazı değişiklikler ve yenilikler meydana geliyorsa, boşanma sonucunda da, boşanan eşlerin, sosyal, ekonomik, kişisel ve hukuksal statülerinde önemli bazı değişiklikler ve yenilikler meydana gelmektedir6. Boşanma sonucunda, boşanan tarafların ortak yaşamlarının yanısıra, ekonomik hayatları da değişmekte, taraflar, ekonomik güçlerini yeniden düzenlemek zorunda kalmaktadırlar. Keza, boşanmaya kusuruyla sebep olan tarafın, karşı tarafın mevcut yada [ya da] beklenen menfaatlerine veya kişilik hakkına genellikle zarar vermesi de muhtemeldir.

Dolayısıyla, ortaya çıkan bu zararların hukuk düzeninde bir şekilde giderilmesi veya diğer bir ifadeyle, tazmin edilmesi de, doğal olarak, boşanma hukukunun ön önemli konularından birisini oluşturmaktadır7. Bu amaçla yasa koyucu, 743 sayılı MK döneminden bu yana, maddi ve manevi tazminat hükümlerini düzenlenmiş, bu suretle zarar gören tarafın korunmasını hedeflemiştir.

Tazminat hükümleri 17.02.1926 tarih ve 743 sayılı Eski MKnın nafaka başlıklı 143üncü maddesinin ilk şeklinde; Mevcut ve hatta muntazar bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kabahatsız karı veya kocanın, kabahatli olan taraftan münasip maddi bir tazminat talebine hakkı vardır.

Bundan başka boşanmaya sebebiyet vermiş olan hadiseler kabahatsiz karı veya kocanın şahsi menfaatlerini ağır bir suretle haleldar etmiş ise, hakim manevi tazminat namiyle muayyen bir meblağa dahi hükmedebilir.içeriğinde düzenlenmiştir. Eski MK düzenlemesinde, tazminat alacaklısı kişinin tazminat borçlusundan daha az seviyede kusurlu olması yeterli görülmemiş, tazminat talebinde bulunabilmek için tamamiyle kusursuz, başka bir anlatımla kabahatsiz olunması gerektiği ifade edilmiştir. Yine, Eski MKda, yeni TMK sisteminden farklı olarak, manevi tazminata hükmedilebilmesi için şahsi menfaatlerin zedelenmiş olması yerine, boşanmaya neden olan olayların kusursuz karı ya da kocanın şahsi menfaatlerini ağır bir surette zedelemesi gerektiği kaleme alınmıştır. Mevcut hukuk sistemimizde, boşanmadaki maddi ve manevi tazminata ilişkin yürürlükteki ve uygulanacak hüküm, TMKnın, maddi ve manevi tazminat başlıklı 174inci maddesi hükmü olup, anılan hüküm; Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.ifadelerini taşımaktadır. Madde metninden de kolayca anlaşılacağı üzere, maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için gerekli bazı yasal şartlar bulunmakta olup, şartların sadece bir ya da bir kaçının değil, tümünün birlikte gerçekleşmiş olması durumunda, ilgili tazminata hak kazanılabilmesi mümkün olacaktır. Tarafların boşanması gerekliliği, tazminat yükümlüsü olacak kişinin kusurlu olması ve bu paralelde tazminat alacaklısının diğerinden daha fazla kusurlu olmaması gerekliliği, ayrıca talep koşulu, maddi ve manevi tazminatın ortak koşullarıdır.

Dolayısıyla, tazminat talep eden kişi, Medeni Kanun hükümleri kapsamında evli değil ise, boşanmamışsa ya da talebi bulunmuyor ise, madde şartları gerçekleşmiş sayılamayacağından, maddi ve manevi tazminata hükmedilemeyecektir. Bununla birlikte, maddi ve manevi tazminat hükümleri, menfaatler ve kişilik hakkının saldırıya uğraması noktalarında ayrılmaktadır. Buna göre, maddi tazminat için, mevcut veya beklenen menfaatlerin boşanma yüzünden zedelenmesi gerekmesine karşın, manevi tazminat talebinde bulunan kişinin boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkının saldırıya uğraması gereklidir. Haliyle, tazminat talebinde bulunan kişinin kişilik hakları, boşanmaya neden olan olaylar yüzünden saldırıya uğramamış ya da talep sahibinin mevcut ve/veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenmemiş ise de, madde şartları gerçekleşmiş sayılamayacağından, maddi ve/veya manevi tazminata hükmedilemeyecektir.

Ayrıca, tazminat talep eden kişi, tazminat yükümlüsü olacak kişiden daha ağır ölçüde kusurlu ise, bir diğer anlatımla evlilik birliğinin sona ermesine, diğer eşe nazaran daha fazla neden olmuşsa, mevcut ya da beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenmiş olsa veya kişilik hakları saldırıya uğrasa dahi, maddi ve manevi tazminata hak kazanamayacaktır.

Kanun koyucu, maddi tazminat düzenlemesinde, kusursuzluk ya da daha az ölçüde kusurlu olma şartını, diğer şartların içerisine ekleyerek, evlilik birliğinin sona ermesine kusurlu davranışları ile neden olan kişinin kusuruyla, daha az kusurlu olan ve/veya hiç kusuru bulunmayan eşin kusur durumlarının karşılaştırılmasını gerekli görmüştür. Manevi tazminat düzenlemesinde ise, maddi tazminat düzenlemesinden farklı olarak, kusursuzlukya da daha az ölçüde kusurluluk kavramlarına yer verilmemiş olmakla birlikte, uygulamada, manevi tazminat açısından da, tazminat talebi sahibinin ağır ölçüde kusurlu olmaması gerektiği, aksi durumda, ağır kusurlu eş lehine ya da daha az kusurlu veya hiç kusuru olmayan eş aleyhine manevi tazminata hükmedilemeyeceği görüşü yerleşmiştir.

Bu noktada belirtiriz ki, ülkemizde, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunan genellikle kadınlar olmakta ise de, hüküm kadın-erkek eşitliğine uygun olarak, her iki taraf için de getirilmiş bir hükümdür. Bu düzenleme, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin10 özellikle 1, 2 ve 7inci maddelerinde11 kaleme alınan herkesin eşit ve hür doğduğu, ka nun önünde eşit olduğu ve dolayısıyla da bireyler arasında cinsiyet ve benzeri kriterlere göre ayrım yapılamayacağı yönündeki evrensel ilkelere de uygundur. Ayrıca, bu düzenlemenin, kadın-erkek eşitliği ilkesini benimseyen yukarıda aktardığımız Anayasal düzenlemelere de uygunluk taşıdığı muhakkaktır. Haliyle, mevcut yasal düzenleme uyarınca, diğer koşulların da gerçekleşmesi şartı ile boşanma yüzünden mevcut ya da beklenen menfaatleri zarar gören ve/veya kişilik hakları saldırıya uğrayan eş, erkek de olsa, kusuru daha ağır olmamak koşulu ile, kadından maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilecektir.