6572 Sayılı Yasa'nın Ceza Yargılama Yasası'nda Getirdiği Değişiklikler

“Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun adını taşıyan bu yasa Resmi Gazetenin 12.12.2014 tarih ve 29203 Mükerrer sayılı nüshasında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun teklifi olarak TBMM sunulan bu teklif Adalet ve Kalkınma Partili bazı milletvekilleri tarafından imzalanmıştır. Bilindiği üzere Ceza Yargılama Yasanın uygulanmasında, temeli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu teşkil etmektedir. Bu yasa esas itibarı ile 04.12.2004 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazete'nin 17.12.2004 tarih ve 25673 tarihli nüshasında neşredilmiştir. Bununla beraber bu yasa neşrolunduktan sonra, bazı eksiklikler fark edilmiş ve 5328 sayılı Yürürlük Yasasının 19. maddesi ile yürürlüğü 1 Haziran 2005'te olanaklı hale gelmiştir. Bu süre zarfında yasada bazı değişikler ve eklemeler yapılmıştır.

Böylece uygulamaya henüz konulmamış bir yasada ilk kez değişiklik yapılmıştır. Bununla beraber bu yasa günümüze kadar özellikle torba yasa sisteminin uygulanması ile birlikte, birçok değişikliklere tabi olmuştur.

Bu yasalarla da onlarca değişiklik yapılmıştır. Elbette temel bir yasa olan Ceza Yargılama Yasası'nda bu kadar sık değişiklik yapılması bazen özensizlikten, bazen de sosyal ve toplumsal nedenlerdeki değişikliklerden kaynaklanmıştır. Son değişiklik ise, yazımıza konu teşkil eden 6572 sayılı yasa ile yapılmıştır.

Bu şekilde temel yasalardan olan bu yasalarda, her gereksinim duyulduğunda değişiklik yapılması hem yasaların iç insicamını bozmuş, hem de yasanın ilk yapılışında ve daha sonra kısa sürelerde noksanların ve hataların bulunduğu bizzat yasa koyucu tarafından ikrar edilmiş olmaktadır.

Elbette yasalar hayat boyu sürede hiç değişmeyecek metinler değildir. Sosyal değişikliklerin oluşması halinde her yasada değişiklik yapılabilir. Ancak bu değişikliklerin her olguda ve sık bir biçimde yapılması doğru değildir. Özellikle temel yasalarda yasa koyucunun oluşabilecek sosyal olguları önceden öngörmek sureti ile uzun ömürlü hükümler getirmesi gerekir. Aksi takdirde her toplumsal olgularda yasaların değiştirilmesi söz konusu olacaktır.

Uygulamada torba yasa denen sistemle yeni yasalar yapılması veya yasalarda değişiklik yapılması bu konuda torba yasanın ne olduğunun açıklanmasına gerektirmektedir. Genelde temel yasalarda yapılan değişiklikler TBMMİç Tüzüğünde yer almaktadır. TBMM içtüzüğün 91. Maddesine göre bu yasaların nitelikleri belirlenmiştir. Buna göre:

Temel kanunlar

a) Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünü ile ve kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi; kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi; kendi alanındaki özel kanunların dayandığı temel kavramları göstermesi, özel kanunlar arasında uygulamada ahenk sağlaması, düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğunun bulunması; önceki yasalaşma evrelerinde de özel görüşme ve oylama usulüne bağlı tutulması gibi özellikleri taşıyan kanunları ve iç tüzüğü bütünü ile veya kapsamlı olarak değiştiren veya yürürlüğe koyan tasarı veya tekliflerin genel kurulda bölümler halinde görüşülmesini ve her bölümün en çok otuz maddeyi geçmemek kaydı ile hangi maddelerden oluşacağına hükümetin esas komisyonunun veya gurupların teklifi, danışma kurulunun oybirliği ile önerisi üzerine genel kurulca karar verilebilir. Bu takdirde bölümler, maddeler okunmaksızın maddenin görüşülmesindeki usule göre ayrı ayrı görüşülür ve bölümdeki maddeler ayrı ayrı oylanır. Milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dâhil madde üzerinde iki önerge verilebilir. Ancak, her siyasi parti grubuna mensup milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır.”

Görüleceği gibi torba yasa olarak isimlendirilen bu sistemin, Tüzüğün deyimiyle temel yasaların TBMM İç Tüzüğünde yeri vardır. Ancak bu sisteme başvurabilmek için yasaların toplumsal yaşamı ilgilendiren temel yasalardan, başka bir deyişle Tüzükte öngörülen tipteki yasalar türünden olması gerekir. Ancak bu tür sistemde ve uygulamada tüzükte nitelikleri öngörülmeyen yasalar da torba yasaya katılmaktadır. Bununla beraber uygulamada bu sistem, yasaların çabuk bir şekilde yasalaşması için özellikle son dönemlerde sık sık başvurulan bir yoldur. Bunun en önemli sakıncası birçok yasanın kamuoyu tarafından öğrenilmesinin güçlüğü olarak karşımıza çıkmasıdır. Bunun dışında bu kadar çeşitli yasanın bir arada yasalaşması bireylerin hatta hukukçuların bile bu yasaları takip etmelerini adeta olanaksız hale sokmaktadır.

B. Anayasamız ve Ceza Yargılama Hukuku

Bilindiği üzere Anayasamızın Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğübaşlığını taşıyan 11.maddesi: Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. hükmünü içermektedir. Böylece Anayasa, tüm hukuk kurallarının üstünde olup, hiçbir düzenleme buna aykırılık teşkil edemez. Ayrıca Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını da bağlamaktadır.

Bunun yanında 9. madde yargı yetkisinin bağımsız mahkemeler tarafından kullanılacağını öngörerek, bu bağımsızlığın hiçbir şekilde engellenemeyeceğini belirtmektedir. Anayasamız bağımsızlıktan söz etmesine rağmen, yargı erki için açıkça tarafsızlık kavramını kullanmamaktadır. Gerçekten bağımsızlık ile beraber yargının tarafsız olması da gerekir. İşte bu tarafsız olma ilkesi yasalara bırakılmıştır. Örneğin taraflı bir yargıcın davaya bakamayacağı yasalarda öngörülmüştür. Bununla beraber bağımsız bir yargıç, aynı zamanda da tarafsız olacağından veya olması gerektiğinden bu kavrama Anayasada yer verilmemesi çok önemli bir eksiklik değildir. Başka bir deyişle tarafsızlık yargıçlığın doğal bir niteliğidir.

Gerçekte bağımsız ve de tarafsız mahkeme kavramı Anayasamızın 2. maddesinde düzenlenen hukuk Devleti ilkesinin de bir sonucudur. Bu açıdan bağımsız ve tarafsız mahkeme demokratik ve sosyal hukuk Devlet ilkesinin doğal bir görünümüdür.2 Bununla beraber Anayasamızın Mahkemelerin Bağımsızlığı başlığı altında yargıçların görevlerinde bağımsız olacaklarını açıkça belirlemiştir. Ancak Anayasamız mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığından söz ederken savcılardan söz etmemiştir. Bağımsızlık aynı zamanda tarafsızlığı da içerdiğinden kanaatimizce burada bu iki kavramı birlikte anlamak gerekir. Şunu söylemek de olanağı vardır. Muhakeme kavramı içinde savcılık da yer aldığına göre bunların da bağımsız olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Ceza Yargılama Yasasından Adalet Bakanların savcılara talimat veren hükmün kaldırılmasından sonra buraya savcıların da dâhil edilmesi olanağı vardır. Elbette yargıçlık ve savcılık makamlarının teminatlı olması da bu kapsam içinde mütalaa edilmelidir. Bu nedenledir ki yargıç ve savcıların azledilemeyeceği ve Anayasada öngörülen yaştan önce emekliye ayrılamayacakları Anayasamızın 139. maddesinde ifadesini bulmuştur. Bu açıdan ileride yapılması düşünülen Anayasa değişiklikleri hep bu ilkeleri ilerletmeli ve özellikle yargıç ve de savcı güvencesini ve tarafsızlığını ileriye götüren hükümleri içermelidir.

 

Genelde Anayasamızın 38. maddesi Suç ve Cezalara İlişkin Esaslarbaşlığı altında gerek genel ceza hukuku ve gerekse de Ceza Yargılama hukukuna ilişkin temel esasları içermektedir. Örneğin suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz cümlesi kişilerin mahkemenin kesinleşen hükmüne kadar suçlu olarak nitelendirilemeyeceği evrensel hükmünü getirmiştir. Masumluk ilkesi veya masumiyet karinesi olarak isimlendirilen de bu ilkeye göre kim olursa olsun kesin hükümle mahkûm olana kadar masum sayılır ve bu ilkenin getirdiği kurallardan yararlanır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2 Haziran 2009 tarihli Borovsky/Slovakei kararında buna değinmiş ve bir kimsenin bir suç nedeniyle yargılanması sırasında ona suçlu işlemi yapılmasının masumluk karinesini ihlal edeceği sonucuna varmıştır. AİHM kararlarının bu konuda çok titiz kararlar verdiğini de belirtmek isteriz. Bir başka deyişle masumiyet karinesinin de adil yargılamanın bir parçası olduğu kabul edilmektedir.

 

Yine aynı maddede, yasalara aykırı olarak elde edilmiş bulguların kanıt olarak kabul edilemeyeceğini; hiç kimsenin yakınlarını suçlayacak beyanda bulunmaya ve bu yolda kanıt göstermeye zorlanamayacağını belirlemiştir. Böylece hukuka uygun kanıt elde etme kavramını anayasal bir hüküm haline getirmiştir.

Bu maddenin dışında Anayasamız Ceza yargılama hukukunun uygulanmasına dolayısı ile adil yargılanmaya ilişkin bir takım anayasal ilkeleri de hüküm altına almıştır. Bunların önemli gördüğümüz bazılarını aşağıda ifade edeceğiz. Bu genel düzenlemenin yanında yukarıda da belirttiğimiz gibi Anayasamız özellikle Ceza yargılamasına ilişkin önemli bazı özel hükümleri de getirmiştir.

Örneğin 9. madde, Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. hükmü ile mahkemelerin bağımsız olduğunu ve hiçbir makam ve merciden hüküm verirken talimat almayacağını ve kararlarını hiçbir etki altında kalmadan, yargıçların hukuka ve kendi vicdanlarına göre vereceğini öngörmektedir. Anayasamız bu konuda 138. Maddesinde ayrıntılı bir biçimde konuyu düzenlemiştir. Örneğin mahkemelerin bağımsız olacağını belirttikten sonra, biraz yukarıda da ifade ettiğimiz gibi hiçbir makam ve merciin veya kişinin mahkeme ve yargıçlara talimat ve emir veremeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca görülmekte olan bir dava konusunda Yasama Meclisinde görüşme yapılamayacağı gibi, herhangi bir beyanda da bulunulamayacağını öngörmüştür. 139. maddesinde ise bağımsızlığın kapsamı içine yargıçlık ve savcılık güvencesini de koymuştur.

15. madde ise mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağını belirtmek sureti ile ancak kesinleşmiş yargı kararı ile bir kişinin suçlu olarak belirleneceğini hüküm altına almıştır.

Herkesin yasa önünde eşit olduğu evrensel hukuk kuralı da Anayasamızın 10. maddesinde düzenlenmiştir. Böylece ırk, dil, din, cinsiyet ayrımı yapılmayıp, herkesin yargı organı önünde eşit muameleye tabi olacakları belirtilmiştir. Ancak aşağıda da belirttiğimiz gibi bu eşitlik aynı hukuki durumda olanlar için söz konusu olacaktır. Yine Anayasamızın 36. maddesi herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak sureti ile davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunmaya hakkının bulunduğunu belirtmiştir.