Vekâlet Ücretleri

Avukat ile vekil eden müvekkil- arasındaki ücret uyuşmazlıklarının başında hapis hakkının kullanımından kaynaklanan sorunlar gelir. Vekilin, müvekkiline ait bir ücreti üçüncü kişilerden ya da dosyasından tahsil ettikten sonra bunu müvekkile ödemeyip uhdesinde tutması, vekil edenin kendisine ait bir ücretin avukatı tarafından ödenmediği iddiası ile azilname veya istifa ile son bulan uyuşmazlıklar adli makamların önüne gelmekte, hapis hakkını kullandığını öne süren avukatlar, bu hakkı gerekli koşulları taşımadan kullandıkları için, Yargıtay nezdinde avukatlık ücreti davalarını kaybederek, hak kaybına uğrayabilmektedirler.

Uyuşmazlıklar genellikle şu şekilde oluşur: Avukata verilen vekaletname ile başlayan vekil/müvekkil ilişkisi sürerken, müvekkilin borçlusu konumundaki üçüncü kişilerden avukatlar, aldıkları vekaletnamelerdeki “ahzu kabz” para tahsil yetkisi doğrultusunda tahsilatlar gerçekleştirirler. Müvekkil ile yapılan sözlü ücret sözleşmesi doğrultusunda, hukuki yardımı başlatmak adına işlemlere başlayan ancak müvekkilin ödemesi gereken vekalet ücretlerini ödemediğini belirten avukat, üçüncü kişiden tahsil ettiği bu ücretleri müvekkile ödememekte, müvekkil de avukatın kendisine ait bir tutarı ödememe yolunu seçmesi karşısında vekili azlederek alacak davası açabilmekte, avukatı hakkında suç duyurusunda bulunabilmektedir. Azilden sonra avukatlar da vekalet ücreti davası açabilmektedirler.

Avukatların Türk Borçlar Kanunundan kaynaklanan vekilin işi özen ve sadakatle yapma yükümlülüğü, Yargıtay nezdinde oldukça önemsenmektedir. Bu yönde verilen yüksek Mahkeme kararlarında vekil konumundaki avukatın mevzuata hakim şekilde müvekkilinin çıkarlarını korumak için gerekli olan her tür hukuki adımı atmasının beklendiği, konuyla ilgili içtihatlarda sürekli şekilde vurgulanmaktadır.

Avukatın hapis hakkını yanlış ya da ölçüsüz şekilde kullanması, yüksek mahkeme tarafından Avukatlık Kanunu 174.maddesinde yer alan Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez,” hükümleri kıstas alınarak avukatın müvekkilden hiçbir ücret talep edemeyeceği sonucu doğabilmektedir. Hapis hakkının ne şekilde kullanılacağını irdelemeye çalışırsak karşımıza ilkin Avukatın Hak ve Ödevleri başlıklı 34. maddesi çıkar: Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.

Müvekkil Alacakları

Görüleceği üzere Meslek Kuralları da Türk Borçlar Kanununun vekalete ilişkin hükümleri ve Avukatlık Kanunu düzenlemeleriyle birlikte avukatlar için bağlayıcı olan düzenlemelerin başında gelmektedir. TBB Avukatlık Meslek Kurallarında konuyla ilgili olarak; Avukat, işle ilgili giderleri karşılamak üzere, avans isteyebilir. Avansın işin gereğini çok aşmamasına, avanstan yapılan harcamaların müvekkile zaman zaman bildirilmesine ve işin sonunda avanstan kalan paranın müvekkile geri verilmesine dikkat edilir, denilmekte devam eden 43. madde ile de Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.

Müvekkille ilgili bir hesap varsa, uygun sürelerde durum yazıyla bildirilir, hükmü açık biçimde durumu ortaya koymaktadır. Bu durumda asıl olan avukatın müvekkili adına elde ettiği değerleri gecikmeksizin makul sürelerde müvekkiline ulaştırmasıdır.  vekil ihlali olarak karşımıza çıkmakta, müvekkilin avukatını azletmesi durumunda da bu azil Yargıtay tarafından genel olarak haklı azil nedeni sayılarak, vekilin müvekkilinden ücret isteyemeyeceği yönünde içtihatlar kurulmaktadır.

 

Bu bakımdan müvekkile ait tutarların vekalet ilişkisi kurulduğu sırada müvekkilden alınacak banka hesap numarasına aktarılması, ardından bunun bilgisinin yazılı biçimde (posta ya da ulaştığının kanıtlanması koşuluyla yazılı diğer yollarla, e-posta vs.) bildirilmesi önem arz edecektir.

Yargıtay uygulamasına göre hapis hakkının kullanımı için müvekkili bilgilendirmek ve hesaplaşmaya çağırmak temel koşuldur. Hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten ve gerektiği durumlarda yapılacak hesaplaşmadan sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43.maddesinde, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir. … Tahsil etmiş olduğu 17.000 Dolarlık miktarı müvekkiline iade etmeyen davalı avukatın, tahsilâtı tesadüfen öğrenmesinden sonra iş sahibi davacı şirket tarafından 31.01.2001 tarihli ihtarla azledilmiş olması da, haklı azil niteliğinde olup, avukat bu durumda, sadece azil tarihi itibariyle tamamlanmış işlere ilişkin vekâlet ücretlerinin ödetilmesini isteyebileceğinden, mahkemece azil tarihi itibariyle tamamlanmış işlere ilişkin dava ve takiplerin açıldığı tarihler itibariyle geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerine göre vekâlet ücretinin tespit ve tahsiline karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek ve tüm takip ve davalar nedeniyle 1999 yılına ilişkin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre ücret hesabının yapılmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y13.HD, 02.03.2009 T, 2008/1326 E-5950 K.)

Avukatların, yapılan yargılama giderlerinin karşılığı olarak hapis hakkının kullanıldığı iddiası da Yargıtay tarafından aksine hüküm yoksa geri çevrilmektedir. Aynı kararın sonuç kısmında yer verilen düzenleme bu yöndedir: Avukatlık Kanunu'nun 173/2. maddesinde, “Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapıldıktan sonra sonucunun alınması için gerekli bütün vergi, resim, harç ve giderler, iş sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafından ilk istekle avukata veya gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafından yapılabilmesi için yeteri kadar avansın iş sahibi tarafından verilmiş olması gerekir.” hükmü mevcut olup, bu hüküm gereğince, işin görülmesi için gerekli olan tüm masrafların iş sahibi tarafından işin başında avukata ödenmiş olduğu karine olarak kabul edilmeli, bunun aksini ileri süren, başka bir ifade ile müvekkilinden masraflar için avans almadığını iddia eden avukatın da, bu iddiasını ispat etmekle yükümlü olduğu kabul edilmelidir. Dava konusu olayda davalı avukat, “masrafların işin başında alınmadığı” konusundaki bu ispat yükümlülüğünü yerine getirmediğinden, takip ve davalara ilişkin masrafların işin başında avukata verildiğinin kabul edilmesi gerekirken, mahkemece bilirkişi tarafından hesap edilen masrafların da davacı alacağından mahsubuna karar verilmiş olması, ayrıca usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.”

Doğrusu, Yargıtayın masraflar konusundaki bu görüşüne katılmaya olanak yoktur. Hukukun genel ilkesi, bir parayı verdiğini iddia eden kimsenin bunu ispat yükü altında olduğu gerçeği karşısında, avukat ile müvekkil arasında parayı verdiğini iddia edenin değil de parayı almadığını iddia edenin bunu kanıtlamakla yükümlü tutulması doğru bir hukuki tutum olmamakla birlikte, avukatların Yargıtayın bu tutumu değişene değin, yargılama giderlerini kendileri yapmış iseler, bunu müvekkilden yazı alarak ya da Avukatlık Ücret Sözleşmelerine açıkça eklemeleri şu an için tek yoldur.

Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu da avukatın müvekkile ait ücretleri uhdesinde tutmasını, sonradan ileri sürülen hapis hakkının kullanıldığı savunmasına itibar etmeyerek, bu durumun avukatı meslekten çıkarma gerekçesi sayabilmiştir. Hapis hakkının, avukatlar açısından usulüne uygun kullanılmadığı bu tür durumlarda bir hak olmanın ötesine geçip açık bir tehlike olduğu gerçeği ile karşılaşılmaktadır. TBB Disiplin Kurulunun adı geçen 07.07.2006 günlü 2006/226 K. 2006/270 E. Sayılı kararında “… İncelenen karar gerekçesinden şikayetli avukatın, “Yapılan yargılama ve toplanan deliller sonucunda sanığın müdahilin Kuşadası A…. Yapı Kooperatifi ile ilgili ihtilaflar nedeniyle ceza davası açmak için vekalet sözleşmesi yaparak 100.000.000,00 TL ücret aldığı halde dava açmadığı ve açılmış Esas sayılı davaya katılmadığını, kooperatifçe müdahil aleyhine icra takipleri başlatılması üzerine teminatları yatırıp menfi tespit ve istirdat davaları açmak üzere müdahilin önceki vekilinden ve gerekse arkadaşlarından önceki paraya ilaveten (TL karşılığı 2.802.800.000 lira olan) 4.400,00 mark, 1.500,00 mark ve 350 milyon lira para aldığı, aldığı paraların 1.940.050.000,00 lirasını açılan icra takipleri teminatı ve menfi tespit dosyasının harç ve masrafı olarak sarf ettiği, ancak istirdat davası açmadığı için kendisine bu davanın masrafları olarak verilen 1.212.750.000,00 TL ile 1.500,00 mark paranın haksız olarak sanık üzerinde kaldığı, sanığın sarf ettiği meblağ dışında kalan parayı istemesine rağmen müdahile iade etmediği, böylece görevini kötüye kullandığının bildirildiği görülmektedir. Şikayetli avukat hapis hakkını kullandığını savunmuş ise de; Avukatlık Yasası’nın 166/1 inci maddesi uyarınca hapis hakkının kullanımı için yazılı bir bildirim yapıldığı belgelendirilmediğinden geçerli görülmemiştir.

Zira hapis hakkının kullanılması ancak, bu hakkın hangi işten dolayı ve ne miktarda kullanıldığı hususunun yazılı olarak müvekkile duyurulması ile mümkün olabilir. Disiplin dosyasında bu hususta şikayetçiye bildirim yapıldığına ilişkin belge bulunmamakta olduğu gibi, talebe rağmen de hesap verilmemiştir. Avukat mesleki çalışmasını kamunun inancını ve mesleğe güvenini sağlayacak biçimde ve meslek itibarını zedeleyecek her türlü davranıştan kaçınmak suretiyle yapmak zorundadır. Şikayetli avukatın eylemi kesinleşen mahkeme kararı ile de saptanmış olduğundan eylemin disiplin suçu oluşturduğuna ilişkin Baro Disiplin Kurulu kararında hukuksal isabetsizlik görülmemiş ve kararda suç tarihi olarak 25.08.2003 tarihi belirtilmiş ve Şikayetlinin disiplin sicilinde 05.08.1999 tarihinde kesinleşen iki yıl süre ile işten çıkarma cezası mevcut olduğundan, Avukatlık Yasası’nın 136/3 maddesi uyarınca tayin edilen meslekten çıkarma cezasının onanması gerekmiştir. Sonuç olarak, şikayetli avukatın itirazının reddine, A Barosu Disiplin Kurulu’nun meslekten çıkarma cezası verilmesine ve Avukatlık Yasası’nın 154. maddesi uyarında işten yasaklamasına ilişkin kararın onanmasına oybirliği ile karar verildi.”