Erişimin Engellenmesinin İfade Özgürlüğü Kapsamında Değerlendirilmesi

İnsanlar sürekli düşünen varlıklardır.  İlk çağlardan bu yana insanlar birbirleriyle etkileşim halindedirler. Bu etkileşimin sonucunda bilgi alışverişi doğmuştur. Toplumların ilerlemesi bu bilgi alışverişinin devamlılığına bağlıdır. Günümüzde internet kullanımının yaygınlaşmasıyla insanlar bilgisayarlarından, telefonlarından ve çeşitli cihazlardan internete bağlanarak birbirleriyle paylaşım halindedirler. İnternet kullanımının artmasıyla orantılı olarak internet ortamında işlenen suçlar da artmıştır. Bu durum yasa koyucuyu önlem almaya itmiştir. İnternet ortamında işlenen suçlarla mücadelede erişim engeli tedbir olarak kullanılan bir araçtır.

 

Bilindiği üzere “İfade Özgürlüğü” Anayasamızda güvence altına alınan bir haktır. İnternete erişim engeli konulurken ifade özgürlüğü hakkı göz önünde bulundurularak bu engelin işlenen suçlara yönelik olması ve siyasi otoritelerin çıkarlarına alet edilmemesi gerekir. Devletin asli görevlerinden biri de insanlara ifade özgürlüğünü kullanabileceği ortamı ve koşulları sağlamaktır.

 

Kimse bir başkasının özgürlüğünü kısıtlayamaz. Ünlü düşünür Thomas Paine’in dediği gibi “Özgürlük ağacının meyvesini yemek isteyenler, devrilmemesi için ağaca destek olma yorgunluğunu da göze almalıdırlar.”Bir toplumda düşünce özgürlüğü ne kadar yerleşip kabul görmüşse, diğer hak ve özgürlükler de o kadar gelişme imkanı bulur. Bu nedenledir ki, modern anayasalarda, düşünce özgürlüğü “imtiyazlı” bir özgürlük olarak yer alır.


 

II ) İfade Özgürlüğüne Yapılan Müdahaleler

 

a) Müdahalenin Meşruiyeti

 

Anayasamızın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü; herkesin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim gibi araçlarla toplu olarak yayma ve açıklama hakkına sahip olduğunu belirtir. Ancak aynı maddenin diğer fıkrasında bu özgürlüklerin kapsamı daraltılmıştır. Ayrıca AİHS’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü hakkı herkesin herhangi bir müdahale olmaksızın düşüncelerini paylaşabilmesinin gerekliliğini ortaya koymuştur. 10. maddenin ilk fıkrası korunacak özgürlükleri tanımlar. İkinci fıkra ise bir devletin ifade özgürlüğünün kullanmasına müdahale etmesinin hangi gerekçelerle meşru olacağı durumları belirtmektedir.

 

İfade özgürlüğüne yapılabilecek müdahaleler AİHS’nin 10. Maddesi ikinci fıkrasında sayılan müdahale halleriyle sınırlıdır. 10. Maddenin ikinci fıkrasında sayılan gerekçeler dışında sınırlama yapılması meşru olmamaktadır. Aynı şekilde AİHM ise ifade özgürlüğünün başlı başına bir hak olduğunu belirtmektedir: “İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerindendir, bu toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından birisini oluşturur. ”

 

Ayrıca Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 19. maddesi gereğince herkes düşüncelerini açıklarken görsel, işitsel yollara başvurabilir ve fikirlerini iletme özgürlüğüne sahiptir. Demokratik ve modern toplumlarda ifade özgürlüğünün korunması devletin en önemli yükümlülüklerinden biridir. Ancak devletler herhangi  bir ifade türüne müdahale ettiğinde bunu gerekçelendirmek zorundadır.

 

Müdahale üç şekilde yapılır; Öncelikle müdahale yasalarda öngörülmüş olmalıdır. İfade özgürlüğüne yapılacak bir müdahale yasalarda belirtilen sınırlar çerçevesinde yapılmaktadır. Müdahalenin sınırları ve kapsamı yasalara uygun biçimde diğer hukuk kurallarını ihlal etmeden olmalıdır.

 

İkincisi; müdahalenin, ulusal güvenlik; toprak bütünlüğü; kamu emniyeti; kamu düzeninin saptanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi sebeplerle yapılmış olması gerekmektedir. Son olarak müdahale gerekli olmalıdır. Gereklilikten maksat müdahalenin keyfi bir biçimde yapılmamasıdır. Sözleşmeye taraf devletlerden birinde ifade özgürlüğünün kullanımında bu üç koşul beraber gerçekleştiği zaman taraf devletler ifade özgürlüğünün kullanımına müdahale edebilirler.

 

b) Müdahalenin Ölçülü Olması

 

Unutulmamalıdır ki, kabul edilmesi beklenmeyecek görüşleri ifade etmek de ifade özgürlüğünün bir gereğidir. Demokratik ve modern bir toplumda ifade özgürlüğüne müdahalede güdülen meşru amaçla bu amaca ulaşmak için kullanılan aracın ölçülü olması gerekir. Hem Anayasa madde 13’te hem de Sözleşmede koruma altına alınan ölçülülük ilkesi, müdahalenin ölçülü bir biçimde yapılmasını hedeflemektedir. Bu ilke, yasal düzenlemede sınırlama aracının, sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını ve bunların arasındaki orantının ölçüsüz olmamasını anlatmaktadır.

 

c) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Bakımından

 

AİHM’ nin Şener davasında da belirtmiş olduğu üzere; “Medyanın kin ve düşmanlık ifade edilmesinin ve şiddetin savunulmasının bir aracı haline gelmesinin engellenmesi için, devlete karşı şiddeti kışkırtan görüşlerin yayınlanması konusunda özel bir dikkat gerekir. Öte yandan bu tür görüşlerin böyle sınıflandırılamayacağı durumlarda,Akit Devletler, toprak bütünlüğünün ve kamu düzeninin korunması,kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gerekçeleriyle ceza hukukunu medya üzerinde bir baskı aracı olarak kullanarak halkın bu görüşler hakkında bilgi sahibi olması hakkını kısıtlayamazlar.”

 

375 gün tutuklu kalan ve AİHM’ye başvuran Şener ve Şık 2014 Temmuz ayında AİHM tarafından haklı bulunmuş ve Türkiye mahkum olmuştur. AİHM “ifade özgürlüğünün kısıtlanması”, “güvenlik ihlali” ve “adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle Şener’e 20. 000 Şık’a 10. 000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir. AİHM’nin kararına göre; “Bu tip tutuklama önlemleri, soruşturmacı tüm gazeteciler üzerinde devlet organlarının işleyiş ve uygulamaları için oto-sansür iklimi oluşmasına neden olmuştur. ”

 

“…Uygulanan tutukluluk süresi ne amaca uygun, ne de demokratik bir toplumda bir gereklilik değildir. ”

 


III) 5651 Sayılı Kanun Kapsamında Erişimin Engellenmesi

 

a)Engelleme Nedenleri

 

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8. maddesindeki suçlardan herhangi birinin işlendiğine dair yeterli şüphe bulunması durumunda bu yayınlara erişimin engellenmesi kararının verilebileceği belirtilmiştir.  Bu suçlar; intihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkân sağlama18 ve Atatürk aleyhine işlenen suçlardır.

 

Ancak geçtiğimiz günlerde Twitter ve Youtube gibi sitelere erişim engeli konulmuş ve daha sonra erişimin engellenmesine ilişkin bu karar Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi Twitter kararında; kanuni dayanağı ve sınırları belli olmayan bir yasaklamanın ifade özgürlüğüne aykırı olacağını belirtmiştir. Ayrıca yasaklamayı kararın gerekçesinde Anayasanın 13. maddesinde geçen ölçülülük ilkesine aykırı bulmuştur.

 

Anayasa Mahkemesinin Twitter kararına göre; “Hakkın amacına uygun şekilde kullanımını son derece zorlaştıran, ciddi suretle güçleştiren, örtülü bir şekilde kullanılamaz hale koyan ve etkisini ortadan kaldıran sınırlamalar öze dokunur niteliktedir. Sınırlama amacı ile aracı arasında adil bir dengenin gözetilmesi şeklinde tarif edilen ölçülülük ilkesi ile daha az sınırlayıcı ya da daha hafif tedbirlerle sınırlama amacına ulaşılması mümkün olduğu halde hak ve hürriyetleri daha çok sınırlayan, haklardan yararlanacak kişilere daha ağır yükümlülükler getiren düzenlemelerin önlenmesi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla belli bir amaca ulaşmak için alınan sınırlayıcı tedbir, gereğinden ağır ve katı ise o sınırlama ölçülü olmayacağı gibi demokratik toplum düzenine de uygun bir sınırlama olmayacaktır. ”

 

b) Erişimi Engellemeye Yetkili Makamlar

 

aa) Adli Makamlar

Erişimin engellenmesi kararını soruşturma evresinde hâkim kovuşturma evresinde ise mahkeme verir. 21 Ancak soruşturma evresinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, Cumhuriyet Savcısı da erişimin engellenmesi kararı verebilir. Cumhuriyet Savcısının bu kararı verebilmesi; erişim engeli kararının verilmemesi durumunda sakıncalı bir durumun ortaya çıkacak olması ve bu kararın yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunulması şartına bağlıdır.

 

bb)Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı

 

5651 sayılı Kanunda belirtilen suçları içeren yayınların içerik ve yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde veya içerik ve yer sağlayıcısının yurt içinde bulunup, içeriği cinsel istismar, müstehcenlik ve fuhuş suçlarını oluşturan yayınlara ilişkin olarak erişimin engellenmesi kararı TİB tarafından verilebilir.

 

Bunun yanında 10/09/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6552 sayılı torba yasanın 127. maddesi ile TİB’ in yetkisi genişletilmek istenmiştir. Buna göre 5651 sayılı kanunun 8. maddesine yeni bir fıkra eklenmiştir. Bu fıkraya göre milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi gibi konularda erişimin engellenmesi kararı TİB tarafından verilecektir.

 

Ancak Anayasa Mahkemesi 2/10/2014 tarihli 2014/14 sayılı ara kararında bu hükmü anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir. Öte yandan, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 14. maddesinin birinci fıkrasına göre TİB, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda  düzenlenen çocukların cinsel istismarı veya müstehcenlik suçlarında internet sitesinin içerik veya yer sağlayıcısının yurt içinde olsa bile 24 saat içinde hâkim onayına sunulmak şartıyla erişimin engellenmesine karar verebilir.

 

Ayrıca 16 Mayıs 2011 tarihli “Fikir ve İfade Özgürlüğü’nün Korunması ve Yaygınlaştırılması” konulu raporda erişimin engellenmesinin siyasi amaçlarla yapılmaması gerektiği belirtilerek bu tür erişim engellerinin Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’nin 19. Maddesine aykırı olacağı belirtilmiştir.

 

Diğer yandan; Türkiye’nin de imzaladığı Avrupa konseyi tarafından hazırlanmış Siber Suç Sözleşmesi hem Avrupa Konseyine üye olan devletleri hem de Avrupa konseyine üye olmayıp bu Sözleşmeyi imzalayan diğer devletleri bağlar.26 Sözleşme; herkesin, müdahale olmaksızın düşünceye sahip olma hakkını, sınırlardan bağımsız olarak her türlü bilgi ve düşünceyi arama, alma ve iletme hakkı da dâhil olmak üzere, ifade özgürlüğü ve özel hayata saygı gösterilmesine ilişkin hakları düzenleyen 1950 Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi, 1966 Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve diğer ilgili insan hakları anlaşmalarında güvence altına alındığı üzere, kanunların uygulanması ile temel insan haklarına saygı arasında uygun bir dengenin sağlanmasını hedefler.

 

V) Sonuç

 

Günümüzde internet kullanımının yaygınlaşmasıyla ifade özgürlüğünün kapsamının genişlemesi gerektiği görülmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle insanlar birbirleriyle daha kolay iletişim sağladığı için bu durum, kanun koyucuyu tedbir almaya itmiştir. Diğer yandan kanun koyucu uygulayacağı tedbirleri hakkın özüne dokunmadan gerçekleştirmelidir. Erişimin engellenmesi yasalarda öngörülen şekilde, ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin korunması gibi konularda yapılmalı ve gerekli olmalıdır. Aksi halde hukuk devletinden söz edilemez. Erişimin engellenmesi gibi ifade özgürlüğünü önemli ölçüde sınırlayan bir düzenleme herhangi bir kurumun tekeline verilmemelidir.

 

Sonuç olarak, başlı başına bir hak olan ifade özürlüğü demokratik toplumun gereğidir. Devletin asli görevi ifade özgürlüğünün kullanımına ortam sağlamaktır. İfade özgürlüğüne yapılacak bir müdahale meşru ve ölçülü olmalı ve titizlikle incelenmelidir. Aksi halde kişi hak ve hürriyetleri bakımından olumsuz sonuçlara yol açacaktır.