İddianamede Bulunması Gereken Unsurlar

İddianame kelime anlamıyla savcılığın soruşturma sonunda elde ettiği kanıtları ve iddialarını içinde topladığı, mahkemede okunan yazıdır.İddianame adında yer alan “name” sözcüğünden de anlaşılacağı gibi yazılı bir belgedir ve düzenlenip ilgili mahkemeye sunulur. Bu nedenle muhatap olunan görevli ve yetkili mahkemeye hitaben yazılır. Uygulamada mahkemeye hitaben yazılan iddianameler “sanığın cezalandırılması” istemi ile tamamlanmaktadır. Bu durumu eleştiren Kunter; “İddia makamının eylemi hukuki bakımdan nitelendirmesi demek olan tavsif veya diğer bir deyişle nitelendirme bugün onun işbirliği sistemi içinde kolektif yargılamanın gereği olarak bildirdiği bir mütalaadır.

İddianamenin Ceza Muhakemesindeki Önemi

Hukuki niteliği itibariyle iddianame, şüphelinin sanık statüsüne geçmesini sağlamakta, soruşturma evresinin tamamlanıp, kovuşturma evresine geçmek için kullanılan bir araçtır. Muhakeme Hukukunda soruşturma ve kovuşturma aşamalarının farklı rejimlere tabi olduğu buna ek olarak soruşturma aşamasındaki şüphelinin ve kovuşturma evresindeki sanığın hakları ve şüpheli/sanık’a uygulanan hukuki rejim bakımından farklılık arz etmesi Ceza Yargılamasında iddianamenin çok önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla iddianame şüphelinin farklı bir hukuki statüye geçmesini sağlamaktadır. Bu yeni statüde uygulanacak hukuk kuralları, eski hukuk kurallarından farklıdır. Örneğin; Gaip ya da kaçak sanığın tutuklama korkusu duymadan savunma yapması ve yargılamaya katılabilmesi için kendisine bir güvence verilmesi. Tutuklamama konusunda gaip veya kaçak sanığa bir güvence belgesi verilebilir.

Bu belge mahkeme tarafından verilebilecektir. Güvence belgesi verilerek gaip veya kaçak sanığın yargılamaya katılması amaçlanmaktadır. Sanığın yargılamaya katılmasıyla savunma hakkının kullanımı mümkün olabilecek ve devlet ya da toplumun cezalandırma yetkisi kullanılabilir hale gelecektir. Bu çerçevede şüphelinin güvence belgesi almak gibi bir hakkı bulunmamaktadır.

İddianamenin Unsurları

CMK'nın 170. maddesinde iddianamenin unsurları sayılmıştır. Bu unsurlar genel itibarıyla 1412 sayılı CMUK'un 163. maddesi ile paralellik göstermektedir. Ancak eski düzenlemeye birkaç yeni unsur eklendiği gibi, bu unsurların bir veya bir kaçını eksikliği CMK'nın 174. maddesinde iddianamenin iadesi sebebi olarak kabul edilmiştir.170. maddede yer alan unsurların bir kısmı şekli unsurlar olup, bir kısmı ise iddianamenin içeriği ile ilgilidir.

İddianamenin Şekli Unsurları

İddianamenin, şüphelinin kimliği, müdafi, maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği, mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanuni temsilcisi, açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği, şikâyette bulunan kişinin kimliği, şikâyetin yapıldığı tarih, yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri, yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri yargılamayı yapacak mahkemeyi ve kişiye yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddelerini barındırır. Bu unsurlardan üzerinde durulacak en önemlisi şüphesiz kişiye yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleridir.

 

Sevk maddesi iddianamenin; şüphelinin eylemin yasada belirtilen suç tiplerinden hangisinin maddi unsurlarının ihlal edildiğini belirten unsurudur. Bir olayın açıklanması sırasında başka eylemden söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermeyeceği için, dava konusu eylemin bağımsız olarak gösterilmesi gereklidir. Hükmün konusu iddianame de gösterilen eylemdir. İddianame de açıklanan fiilin dışına çıkılarak dava konusu yapılmayan bir eylem nedeniyle yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

Bu nedenle iddianamenin ayrıntılı olması, sanığa yüklenen fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya vermeyecek şekilde açıklanması, bu fiiller nedeniyle hangi kanun maddelerinin uygulanması gerektiğinin açıkça yazılarak gönderilmesi zorunludur. Önemli olan fiilin ve teşkil ettiği iddia olunan suça ilişkin değerlendirme olmakla birlikte sevk yazılması duruma açıklık kazandıracaktır

AİHM iddianamedeki sevk maddelerinde yazım hatasını, suçlamanın niteliği ve sebepleri hakkında bilgilendirme hakkının ihlali olarak görmemiştir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, diğer bir ifadeyle, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Soruşturma evresinde elde ettiği kanıtlardan ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK'nın 225/1 maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir.

Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Ceza Genel Kurulu'nun verdiği çeşitli kararlarında sürdürdüğü istikrarlı uygulamasına göre; <bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan da söz edilmesi o olay hakkında dava açıldığını göstermez.> İddianamede dava konusu yapılan eylemin bir başka olaya dayalı olmadan, bağımsız olarak açıklanması gerekir.

 

Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. Öğretide <davasız yargılama olmaz> ve <yargılamanın sınırlılığı> olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuksal çözüme kavuşturacaktır. Ceza Muhakemesi Kanununun 226. maddesinde; <sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

Benzer bir karar “Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19/02/2013 gün ve 2012/1477 Esas 1013/63 Karar sayılı ilamında ve emsal yargı kararlarında da belirtildiği üzere, Cumhuriyet Savcısının iddianame düzenleme yetkisine ilişkin olan 5271 sayılı CMK’nın 170. ve aynı yasanın <hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi> başlıklı 225. maddesindeki; <Hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir> şeklindeki düzenlemeler gereğince, mahkemece hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.”

 

B -  İddianamenin Asli Unsurları

Suçun Delilleri

 

İddianamede sanığın eyleminin hangi suç tipi oluşturduğu şüphesinin gösterilmesi gerektiği az önce belirtilmişti. Sevk maddesinde belirtilen suçun olayla mevcut deliller ilişkilendirilerek açıklanması iddianame asli unsurlarındır. Örneğin yoldan geçen bir kadına yoldan geçen bir adamın cinsel amaçlı kadına karşı fiziki temasta bulunması TCK’da cinsel saldırı suçunun maddi ve manevi unsurlarını oluşturacaktır. Savcılık bu fiilin tanık beyanları, görsel belgelerle ilişkilendirilerek iddianamede belirtmesi, delilleri eksiksiz olarak toplaması gerekmektedir. Sanığın mağduru dövmesi sonucu oluşan yaraların doktor raporuyla belirlendiği ve tanıkların bu dövme olayını doğruladıkları belirtilir. Delillerin eksiksiz olarak toplandığının tespiti gerekir. Deliller, mümkün olduğu halde tamamlanmamış ise iddianamenin iadesi gerekir.

Talep Edilen Ceza ve Güvenlik Tedbiri

İddianamenin sonuç kısmında kanundaki yapılmaması gereken fiili yapan, ya da yapılması gereken eylemi yapmayan kişi hakkında Cumhuriyet Savcısınca talep edilecek ceza miktarın ve ayrıca yargılama ve hüküm verilinceye kadar uygulanması istenen güvenlik tedbirinin belirtilmesi gerekmektedir.

İddianamenin Yeterli Şüpheyi Barındırması

5271 Sayılı CMK’nın 170/2 maddesinde kamu davasının açılması için soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa halinde Cumhuriyet savcısının bir iddianame düzenleyeceğini hüküm altına almıştır. Yani iddianame düzenlenmesi hususunda en önemli şart yeterli şüpheye erişilmiş olmasıdır. Yeterli şüphenin ne olduğu yasal düzeyde bir hukuki açıklık taşımamakla birlikte uygulamada failin suç teşkil eden fiille ilişkilendirilebilmesini ortalama bir aklın makul ve mantıklı karşılamasına yetecek ölçüde delile ulaşmış olma şeklinde yorumlanmaktadır. Yargıtay yeterli şüpheyi soruşturma evresi sonunda Cumhuriyet savcısının mevcut delillerle yaptığı değerlendirmeye göre; sanığın mahkûm olma olasılığı, beraat etme olasılığından daha kuvvetli ise kamu davası açılması için yeterli şüphe bulunduğunu kabul etmektedir.

Yasa koyucu, dava açmak için makul değil, yeterli şüpheyi aramaktadır. Cumhuriyet savcısı delilleri değerlendirmek zorundadır, işin niteliği, Cumhuriyet savcısının delilleri takdir etmesini gerektirir, Burada önemli olan, yeterli delilden ne anlaşılması gerektiğidir. Şüphenin derecelerine geri dönülecek olursa, mevcut delillerle bir mahkûmiyet kararının çıkması muhtemel ise yeterli şüpheden söz edilebilir. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Şüphelinin fail olması ihtimalinin yüksekliği önemli değildir, önemli olan husus, dava açıldığı takdirde, mahkeme önünde deliller aracılığıyla şüphelinin o suçu işlediğinin ne ölçüde tartışılabileceği ve mahkûmiyetin ne derece mümkün olacağıdır. Mahkûmiyetin gerçekleşebileceği tahmini, duruşmada mahkûmiyet için aranan tüm ölçütlerin kullanılmasını gerektirir. Cumhuriyet savcısının bakış açısına göre kovuşturulması gereken bir suçun varlığı halinde iddianame düzenleme yükümlülüğü doğmaktadır. Suçun her bir unsuruna ilişkin deliller yeterli dereceye ulaştığında, iddianame düzenleme mecburiyeti söz konusu olacaktır, örneğin hukuka uygunluk nedenleri bulunduğunda suçtan söz edilemeyeceğinden, bu halde, Cumhuriyet savcısının iddianame düzenleme yükümlülüğü doğmayacaktır, Aynı şekilde, örneğin dava konusu fiilin zamanaşımına uğramamış veya sanığın dava ehliyetini sürekli kaybetmemiş olması gerekir, Cumhuriyet savcısı tüm bunları göz önüne alarak değerlendirme yapmalıdır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 170/2’de soruşturma evresinin sona ermesi kararından sonra Cumhuriyet savcısının bir iddianame ile kamu davasını açmasını kabul etmiştir; toplanan delil, iz, eser ve emareler, adı geçenin kanaatine göre, kamu davasının açılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlikte ise yani söz konusu esaslar şüpheyi “yeterli güçte şüphe” saydıracak düzeyde ise, kamu davası açılacaktır. Ancak kamu davasının, münhasıran Cumhuriyet savcısının kararı ile açılması, kişi bakımından tam bir güvence oluşturmadığından ve ayrıca noksan soruşturma ile açılan davaların kovuşturma evresinin uzamasına neden olarak bir duruşmada davayı neticelendirme ilkesini ihlâl ettiğinden, madde metni tasarısından Türkiye’nin koşullarına uygun olarak soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir “orta aşama” kabul edilmiştir. Almanya’da da benzeri bir usul kabul edilmektedir. Soruşturma ile dava açma evre ve aşamalarını ayıran ülkelerde bu tür bir orta aşama yoktur.Böylece kamu davasının açılması yönünden yasallık sistemini benimsemiş, yani yeterli kuvvette şüphe hâlinde Cumhuriyet savcısını kamu davasını açmaya mecbur kılmıştır. Oysa yasallık sistemi, günümüz Batı hukukunda gittikçe yer kaybetmekte ve maksada uygunluk-sistemi gelişmekte bulunduğundan 172. maddede yasallık sistemini yumuşatıcı bir istisna kabul edilmiş bulunmaktadır.