Banka Suçlarında 4969 Sayılı Kanun’un Geçici 2/2. Maddesi Uyarınca Uygulanan El Koyma Tedbirine İlişkin Bir Değerlendirme

 “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” başlığını taşıyan 4969 sayılı (31.07.2003 kabul tarihli) kanun 12.08.2003 tarih ve 25197 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmış olup, halen yürürlüktedir. Yasanın inceleme konumuz olan Geçici 2/2. Maddesi şöyledir :

 

1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu uyarınca banka tarafından yetkili mercilere beyan edilen sigortaya tâbi tasarruf mevduatı tutarı ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından tespit edilen tasarruf mevduatı tutarı arasında bir fark bulunması halinde, bu fark nispetinde bankanın yönetim kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri ile genel müdür, genel müdür yardımcıları, imzaları bankayı ilzam eden memurları ve şube müdürleri ile yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının, kendilerine, eşlerine ve çocuklarına ait bankalar ve banka dışı mali kurumlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler nezdindeki, kiralık kasa mevcutları da dahil olmak üzere, hak ve alacakların dondurulmasına, her türlü mal, hak ve alacakların üzerindeki tasarruf yetkisinin tamamen veya kısmen kaldırılmasına, mal, kıymetli evrak, nakit ve diğer değerlerin zaptına, bunların bir tevdi mahalline yatırılmasına ve hak ve alacakların üzerine diğer tedbirlerin konulmasına, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun talebi üzerine ilgili bankanın merkezinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimi, yargılama sırasında ise mahkeme tarafından karar verilebilir. Ayrıca, yukarıda belirtilen farkın 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 14 ve 15 inci maddelerinde yer alan hükümler dahilinde takip ve tahsiline Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından karar verilebilir. 

Bu fıkra hükmü, yukarıdaki bentte sayılan kişiler adına hareket eden veya onlar hesabına kendi adına para, mal veya hak edinen kişiler hakkında da uygulanır. Tedbire ilişkin talepler hâkim veya mahkeme tarafından, evrak üzerinde yapılacak inceleme sonucu derhal ve nihayet yirmi dört saat içinde sonuçlandırılır. Gecikmesinde sakınca görülen hallerde Cumhuriyet başsavcılıkları da hak ve alacakların dondurulmasına karar verebilir. Cumhuriyet başsavcılıkları bu kararı en geç yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkimine bildirir. Hâkim en geç yirmi dört saat içinde bu kararın onaylanıp onaylanmamasına karar verir. Hâkim tarafından onaylanmayan kararlar hükümsüz kalır. Sulh ceza hâkimince verilen tedbir, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun, bankanın bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı tarihten itibaren bir yıl içerisinde suç duyurusunda bulunmaması halinde sona erer. Bu süre içerisinde suç duyurusunda bulunulması halinde tedbir, takipsizlik kararının veya açılacak dava sonucunda verilecek hükmün kesinleşmesine kadar devam eder. Mahkeme, bu Kanun hükümlerine göre Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından ödenen ve/veya ödenecek miktarın, sorumlular tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna ödenmesine karar verir. Bu halde, tedbir hükmolunan meblağın tahsiline kadar devam eder ve hükmolunan meblağ sorumluların bu fıkra uyarınca tedbire konu edilen para, mal, hak ve alacakları ile diğer mal varlığından tahsil olunur.” 


Görüleceği üzere, bu hüküm gereğince, banka tarafından yetkili mercilere beyan olunan sigortaya tâbi tasarruf mevduatı tutarı ile TMSF tarafından saptanan tasarruf mevduatı tutarı arasında bir farkın bulunması durumunda, bu fark nispetinde bankanın yetkili ve görevlilerinin yanı sıra bu kişilerin eşlerine ve çocuklarına ait bankalar ve banka dışı mali kurumlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler nezdindeki, kiralık kasa mevcutları da dahil olmak üzere, tüm hak ve alacaklarının dondurulmasına, her türlü mal, hak ve alacakların üzerindeki tasarruf yetkisinin tamamen ve kısmen kaldırılmasına, mal, kıymetli evrak, nakit ve diğer değerlerin zaptına karar verilebilecektir. TMSF.’ nin talebi üzerine bu konuda karar verme görev ve yetkisi yargılamaya başlanmasından önce bankanın merkezinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimine, yargılama sırasında ise mahkemeye aittir. Gecikmesinde sakınca görülen durumlarda Cumhuriyet Başsavcılıkları da bu tedbirin uygulanmasına karar vererek, bu kararlarını sulh ceza hâkiminin onayına sunar.

Sonuçta, sulh ceza hâkimince verilen tedbir, BDDK ve TMSF’nin, bankanın bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı tarihten itibaren bir yıl içerisinde suç duyurusunda bulunmaması durumunda sona erer. Suç duyurusunda bulunulması halinde ise, tedbir kovuşturmama kararının veya açılacak dava sonucunda verilecek hükmün kesinleşmesine kadar devam eder.

Uygulamada bu yasa hükmü gereğince verilen tedbir kararları genellikle şu içeriktedir:

 

• “Bankalar ve banka dışı mali kurumlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler nezdindeki kiralık kasa mevcutları da dahil olmak üzere hak ve alacaklarının dondurulmasına,

 

• Her türlü mal, hak ve alacakları üzerindeki tasarruf yetkisinin tamamen kaldırılmasına,

 

• Mal, kıymetli evrak, nakit ve değerlerinin zaptına, bunların bir tevdi mahaline yatırılmasına,

 

• Hak ve alacakları üzerine diğer tedbirlerin konulmasına, ...”.

 

Böylece, bu hüküm gereğince, şüpheli ve sanıkların yanı sıra, bu kişilerin eş ve çocuklarının her türlü mal, hak ve alacakları üzerine tedbir konulabileceği için, örneğin boşanarak yeni bir evlilik kurmuş bulunan eski eşlerin her türlü malî değerleri üzerinde tedbir devam edeceği gibi, tedbirin konulduğu sırada yaşları küçük olan çocukların daha sonraki yıllarda erişkin duruma ulaşıp kazanç sahibi olarak elde ettikleri öz kazançlarına ilişkin tasarruf yetkilerini dahi bloke eder şekilde tedbir aynen devam edebilecektir.

 

4969 Sayılı Yasa’nın geçici 2/2. maddesi ile öngörülen bu tedbirin “ceza davası sonucunda verilecek hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceği” dikkate alındığı takdirde, özellikle bankalarla ilgili ceza davalarının Yargıtay aşaması ile birlikte uzun yıllarca devam etmesi gerçeği karşısında bu davalarda sanık olmayan başta çocuklar olmak üzere üçüncü kişilerin ne tür ağır bir mağduriyet içinde kalacakları hemen ilk bakışta gözlemlenebilmektedir.