Off Shore Bankacılığı Mağdurları Hakkında Çıkan Yasalar

2001 krizinden sonra devletin Yurtbank, Egebank ve Sümerbank’a el koyması sonucunda, bu kurumlarda  Off Shore hesabı bulunan kişiler mağdur oldular. İşin kötü tarafı bu parasını kaybeden kişilerin çoğu para yatırdıkları hesabın içerini bilmemekteydiler. Bu hesaplar üzerinde devlet güvencesi de olmadığından; birikimlerini kaybeden kişiler ile ilgili olarak 4969 Sayılı Kanun’un Geçici 2. Maddesinin Genel Niteliği Hakkında TBMM Tutanakları ve Anayasa Mahkemesi Kararları Çerçevesinde Açıklama ve Değerlendirme de:

 

Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” başlığını  taşıyan 4969 sayılı Kanun 12.08.2003 tarih ve 25197 sayılı Resmî Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Önemle belirtelim ki, TBMM’ne sevk edilen Hükûmet tasarısında bulunmayan yürürlükteki Geçici 2. madde Meclis Genel Kurulunun 31 Temmuz 2003 Perşembe gününde gerçekleşen 114. Birleşiminde dört milletvekilinin imzalarını taşıyan bir Önerge ile teklif edilerek ilgisiz bir madde ile yer değiştirilip kanuna eklenmiş olup, TBMM tutanaklarında maddenin bir gerekçesi yoktur. Bu durum, bazı Milletvekilleri tarafından eleştirilmişse de, madde çoğunluğun oyları ile kabul edilmiştir.

 

Son anda, bizce ilgisiz bir yasaya gerekçesiz bir önerge ile eklenen Geçici 2.madde Anayasa Mahkemesine de intikal ederek iptal kararına konu olmuştur. Aşağıda, 4969 Sayılı Kanun’un Anayasa Mahkemesince iptal edilen hükümleri hakkında bilgi verilecektir. 4969 Sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında yer alan bir ibare Anayasa Mahkemesi’nin 22.07.2008 tarihli ve 2008/39 E., 2008/134 K. sayılı kararı ile, Geçici 2. maddesinin 1. bendinin 2. fıkrasında yer alan bir ibare ise Anayasa Mahkemesi’nin 04.05.2005 tarihli ve 2004/4 E., 2005/25 K. sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

 

Kanunun Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen Geçici 2. Maddesinin 1. bendinde yer alan ibare, inceleme konumuzla doğrudan ilgili olmamakla birlikte, bu maddenin genel niteliği hakkında fikir  verici niteliktedir.

 

İptal edilen ibare şöyledir:

“...Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme iznini kaldırdığı tarihten geriye doğru bir ay içinde, kıyı bankalarındaki hesapları Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunca sağlanan mevduat güvencesi kapsamına almak amacına matuf olarak, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan bankaların yurt içi kayıtlarına, muhabir bankaca karşılığı nakden veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan banka dışındaki bir başka banka aracılığıyla ödenmeksizin aktarıldığı tespit edilen hesaplar ile...”.

 

Anayasa Mahkemesi bu ibareyi iptal ederken, söz konusu Geçici 2. maddenin bu yönden Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkelerine ve 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı bulduğu gibi, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi Kararının ilgili kısımları şöyledir: “Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini gerçekleştiren, Anayasa’ya aykırı tutum ve durumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.

 

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı tarihten geriye doğru bir ay içinde kıyı bankalarındaki hesaplarında bulunan mevduatı, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan bankaların yurt içi kayıtlarına muhabir banka veya diğer bankalarca karşılığı nakden ödenmeksizin aktarılan mevduat sahiplerinin, söz konusu mevduatlarının Türkiye’deki muhatabı olduğu bankaya ödenip ödenmediğini takip etme zorunlulukları yoktur. Kaldı ki muvazaalı olduğu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından tesbit edilen hesaplar için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nca herhangi bir ödeme yapılmayacağı, bu konuda uyuşmazlık çıkması durumunda da konunun yargı organlarınca karara bağlanacağı kuşkusuzdur. Bu nedenlerle, mudinin bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı tarihten geriye doğru bir ay içinde karşılığı ödenmeksizin aktarılan hesaplarının sigorta fonunca ödenmeyeceğinin kurala bağlanması, hukuk devletinde kuralların sonuçlarının öngörülebilir olmasını gerektiren hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmaz.

 

Öte yandan, Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen yasa önünde eşitlik ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. Kıyı bankalarındaki hesaplarından bankacılık işlemi yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılan bankaların yurt içi kayıtlarına karşılığı nakden ödenmeksizin aktarılan mevduat sahipleriyle aynı bankanın diğer mevduat sahipleri arasında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan yararlanma açısından bir fark bulunmadığından, bunlar arasında muvazaalı durumlar dışında ayırım yapılması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur. Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 10. Maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”.

 

Görüleceği üzere, Anayasa Mahkemesi bu iptal kararında, inceleme konumuzu oluşturan Ek. 2.  maddesinin 1. fıkrası yönünden özellikle hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşırken, aynı zamanda evrensel hukuka da aykırılığını vurgulamıştır. Kanımızca, Yüksek Mahkemenin bu değerlendirmesi sözü geçen maddenin genel niteliği itibariyle de hukuk devleti ilkeleri ile bağdaştırılamayacağının göstergesi sayılmalıdır.

 

Belirtelim ki, bir bankanın bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırılmasından sonra, 4969 Sayılı Yasa’nın geçici (2) sayılı bendinin ikinci fıkrası uyarınca malvarlığı üzerine tedbir konulan davacının, bu tedbirle ilgili olarak tespit istemiyle açtığı davada, ileri sürdüğü Anayasa’ya aykırılık savını ciddi bulan mahkeme, itiraz konusu kuralların iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuşsa da, Yüksek Mahkeme esasa girmeden, başvuruda bulunan mahkemenin yetkisizliği nedeniyle istemi reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir :

 

Tedbir kararına itirazın, 1086 sayılı Hukuk Usulü Mahkemeleri Kanunu’nun 108. ve 109. Maddelerine gör, tedbir kararını vermiş olan Mahkeme’ye ve bu itirazdan önce esas hakkında dava açılmış ise bu davaya bakan mahkemeye yapılması gerekir. Türkiye İmar Bankası T.A.Ş.’nin, bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırılarak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kapsamına alınması sonucunda esas hakkında dava, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılmış ve bu davada tedbirin kaldırılması isteminde de bulunulmuştur. Bu durumda, davacı tarafından ileri sürülen tedbirin kaldırılmasına yönelik tespit isteminin karara bağlanması, itiraz başvuruda bulunan Mahkeme’nin görevine girmemektedir. Başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.” (AYM. 09.06.2004, E.2004, K.2004/67).

 

Böylece, Anayasa Mahkemesi, 4969 Sayılı Kanun’un konumuzu oluşturan Geçici 2/2. maddesinin Anayasaya aykırılığı hakkında yetkisiz başvuruyu haklı olarak reddettiği içindir ki, maddenin 1. endinde olduğu gibi esasa girerek Anayasa’ya aykırılık incelemesi yapmak olanağı bulamamıştır. Burada, açıklıkla ifade edelim ki, geçici 2/1. maddedeki ibarenin iptali sonucuna ulaşırken Anayasa Mahkemesince gösterilen temel gerekçeler, geçici 2/2. madde yönünden öncelikle ve fazlasıyla bulunmaktadır.

Özellikle, davada sanık olmayan aile bireyleri ve örneğin anne ve babaları yıllarca önce boşandıkları halde, hâlâ ne zamana kadar devam edeceği belirsiz tedbir sorumluluğu altında bulunan yetişkin çocuklar açısından Anayasal ve Evrensel Hukuk incelemesinin mutlaka yapılması gerekir. Bu nedenle, temennimiz, Yüksek Mahkeme’ye Geçici 2/2. madde yönünde de Anayasa’ya aykırılık incelemesi ve değerlendirmesi yapmak olanağının bir an önce sağlanmasıdır.