Mültecilik Kavramı ve 6458 Sayılı Kanunda Uluslararası Koruma

Göç, sığınma ve iltica konularını içinde barındıran insan ya da nüfus hareketleri son yıllarda giderek artan bir grafik çizmiştir. Suriye başta olmak üzere Ortadoğu ve Afrika ülkelerinden insanlar zorlayıcı sebepler yüzünden komşu ülkelere sığınmak zorunda kalmışlardır. Hedef ülkelerin bu denli büyük topluluklara ne gibi rejimler uygulayacağı tartışma konusudur.

  • “Göçmen, sığınmacı ya da popüler tabirle misafir kimdir?
  • Bu kişiler mülteci statüsünde midir?
  • Suriye’den gelen insanlara mülteci denmesi doğru mudur?
  • Mültecilik statüsü kazanabilmek için hangi şartların varlığı gereklidir?” şeklinde pek çok soru sorulabilir. 
Bu yazımda bu sorulara hukuki çerçevelerde cevaplar sunmaya çalışacak ve uygulanan koruma türlerini irdeleyeceğim.


Öncelikle ‘Mülteci kimdir ?’ sorusuna cevap vermek çizeceğimiz yol haritasında bize ışık tutacaktır. Uluslararası Mülteci Hukukunun temelini oturtmuş olan uluslararası sahada büyük öneme sahip, Türkiye’nin de taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre Konvansiyonu bu konu hakkında kabul gören tanımlamalar yapmıştır.

Konvansiyonun 1. Maddesine göre mülteci;
Irkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen şahsı ifade eder.



Ancak Türkiye 1951 tarihli Cenevre Konvansiyonuna taraf olmakla beraber bu maddeye ‘coğrafi kısıtlama’ sebebiyle çekince koymuştur. Bu çekinceye göre Türkiye yalnızca Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalanlara bu statüyü verecektir. Mülteci statüsü kazanabilmek için Avrupa ülkelerinden gelme şartı vardır. [1]

Bu doğrultuda diğer ülkelerden gelen kişilerin hangi statüde olduğunu belirtmek için 6458 sayılı YUKK’un 62. Maddesinde ‘Şartlı Mülteci’ tanımlaması yapılmıştır. Buna göre Avrupa Konseyi üye ülkesi olmayan fakat Türkiye’ye sığınma başvurusunda bulunan komşu ülke vatandaşları bu statüde değerlendirilecektir. [1]
Bu çekincenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle AİHM’e açılan davada mahkeme, Türkiye’nin coğrafi konumu sebebiyle böyle bir çekince koymasının eşitlik ilkesine aykırı olmadığı yönünde karar vermiştir.

Mülteci ve şartlı mülteci korumasına ek olarak bu sınıflandırmaya girmeyen ancak yine de ülkelerine gönderildiklerinde hayati tehlikeleri bulunan kişiler için ‘İkincil koruma[2] ve ‘Geçici Koruma’[3] statüleri bulunmaktadır. Tam bu hususta Suriye’den ‘Kitlesel Akım’ halinde Türkiye’ye sığınan kişilerin durumuna bu statülerle örtüştüğü söylenebilir. Bu kişilerin sığınma başvuruları bireysel olarak değil kitlesel olarak kabul edilmiş ve geçici koruma statüsü verilmiştir.[4]

Hala eksikleri olsa da 6458 sayılı kanunun, Türkiye’nin içinde bulunduğu mülteci sorununa, ilk aşamada hukuki bir dayanak sağladığı söylenebilir. 

Kaynaklar:
  1. Bu çekincenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle AİHM’e açılan davada mahkeme, Türkiye’nin coğrafi konumu sebebiyle böyle bir çekince koymasının eşitlik ilkesine aykırı olmadığı yönünde karar vermiştir.
  2. Bkz: 6458 Sayılı YUKK m.63
  3. Bkz:6458 Sayılı YUKK m.91
  4. KIZILDAĞ Polat, SGGD’nin Türkiye’nin göç sistemindeki Rolü ve Türkiye’ye Yönelik Son Mülteci Akımları

Hatice Yıldız