Uluslararası Mülteci Hukuku

İnsanlık tarihi boyunca, bireyler veya gruplar yer değiştirmişlerdir. Bu nedenle ülkeler arasında göç edenlerin hukuki olarak korunması gerekmiştir. Bununla birlikte zulümden ve savaştan kaçan milyonlarca insanın bu korkular olmaksızın yaşayacakları bir ülke bulmaları ve koruma altına alınma istekleri uluslararası hukukun ve uluslararası toplumun bir sorunu haline gelmiştir.Uluslararası mülteci hukuku da bu soruna bir çözüm bulma amacıyla hareket etmektedir ve bu hukuki koruma gereksiniminin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

 Türkiye ise coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca mülteci akınlarından etkilenmiştir. Suriye’de beşinci yılına giren iç savaş birçok ülke için sorun teşkil etmektedir. Bu ülkelerin başında Suriye’ye sınır komşusu olan Türkiye gelmektedir. Suriyelilerin ülkeye girişi bakımından uygulanan açık sınır politikası ve geri göndermeme gibi nedenlerle ülkemizde bulunan Suriyeli sayısı gittikçe artmıştır. Türkiye’ye 2011 yılından itibaren günümüze kadar 3 milyona yakın Suriyeli giriş yapmıştır.

Mülteci Hukuku

İnsanlar topluluk halinde yaşamaya başladıkları ilk yıllardan itibaren şiddet, zulüm ve savaş nedeniyle göç etmek zorunda kalmışlardır. İki Dünya Savaşı ve 1945’ten bu yana yaşanan yaklaşık 130 silahlı çatışma, milyonlarca kişinin kitlesel olarak yerinden edilmesine neden olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında ise bireysel ve toplu göç hareketleri artarak devam etmiştir. Avrupa’da 20 milyon insan, savaş nedeniyle yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle uluslararası alanda göç hareketlerini hukuki olarak düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu akınların düzenlenmesi uluslararası alanda en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.

 Konu ile ilgili olarak ilk adımlar Milletler Cemiyeti tarafından 1920’li yıllarda atılmıştır. Ancak bu dönemde mülteci sorununa ilişkin yapılan çalışmalar devletlerin ikili ilişkileri ile sınırlı kalmıştır. Birleşmiş Milletler döneminde ise1946’da Uluslararası Mülteci Örgütü kurulmuştur.Daha sonra 14 Aralık 1950’de Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği kurulmuş ve mültecilerin haklarının uluslararası alanda düzenlenmesi için çalışmalara başlanmıştır.

İlgili Uluslararası Antlaşmalar İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesini takiben, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’nin çalışmaları doğrultusunda, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme ve sonrasında 1967 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol düzenlenmiştir. Türkiye ise sözleşmeyi 24 Ağustos 1951 tarihinde imzalamış ve 29 Ağustos 1961 tarihinde çekince koymak suretiyle onaylamıştır.

 Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde mülteci kavramının genel bir tanımı yapılmaktadır. Mülteci kavramı, sözleşme metninde şu şekilde tanımlanmıştır: “1 Ocak 1951´den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen, yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır.”

Sözleşmede yer alan mülteci tanımında “1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar” hususundazamansal bir sınırlama getirilmiştir. Dolayısıyla sadece bu tarihten önce gerçekleşen olaylardan ötürü yer değiştiren kişileri mülteci olarak kabul eder.Ancak mültecilik kavramının, sadece İkinci Dünya Savaşı ile sınırlandırılamayacağı ve sona ermeyeceği ilerleyen yıllarda anlaşılmıştır. 1967 Ek Protokolü ile yer ve zaman sınırlamaları ortadan kaldırılmış ve 1951 tarihli sözleşmeden sonra imzalanan uluslararası sözleşmelerde mültecilik kavramı daha geniş olarak ele alınmıştır. 1 Nisan 1992’den itibaren, 111 Devlet 1951 Sözleşmesi’ne ve 1967 Ek Protokolü’ne taraf olmuştur. Uluslararası alanda 1951 Sözleşmesi, mülteciliğin anayasası olarak kabul edilmektedir.

Ulusal Mevzuat

Türkiye tarihi boyunca, birçok savaş sonrası geçiş ülkesi olarak görülmüş ve bunun yanında varış ülkesi olarak da göç almıştır. 1988 yılında Irak- İran Savaşı’nda, Eski Yugoslavya’nın dağılması sırasında ve genel olarak 1980 yılı sonrasında yoğun kitlesel akınlara ev sahipliği yapmıştır.

Ancak ulusal mevzuatımızda mültecilerin statüsüne ilişkin bir düzenleme 2013 yılına kadar yapılmamıştır. Her ne kadar 1994 tarihli Yönetmelik ile düzenleme yapılmaya çalışıldıysa da bu düzenlemenin yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Yönetmelik kapsamındaki idari düzenlemelerin yetersizliği nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine vermiş olduğu kararlar bulunmaktadır.

 A. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu

 11 Nisan 2013 tarihinde ise Avrupa Birliği’ne uyum süreci kapsamında 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu yürürlüğe girmiştir.

 Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında yabancılara sağlanan dört çeşit statü bulunmaktadır. Bunlar mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma ve geçici koruma statüleridir. İkincil Koruma, bireysel göçlerle gelen yabancıları; geçici koruma statüsü ise kitlesel akınlarla gelen, toplu göç eden kişileri kapsar. Anayasanın 90. maddesi gereğince, uluslararası antlaşmalar ile iç hukuk kurallarının çatışması halinde uluslararası antlaşmalar uygulanacağından, YUKK yerine Türkiye’nin taraf olduğu 1951 Sözleşmesi ve 1967 Ek Protokolü uygulanacaktır.

a. Mülteci

Koruma statüleri 1951 Sözleşmesi’ne coğrafi sınırlama ile taraf olmamız da göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır. Kanunun 61. Maddesindeki “mülteci” tanımına göre; “ Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya butür olaylar sonucu önceden yasadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansızkişiye statü belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verilir.” Görüldüğü gibi mülteci tanımı, 1951 Sözleşmesi doğrultusunda coğrafi sınırlamayla birlikte ve yalnızca Avrupa ülkelerinden gelen yabancılar için kullanılmıştır. Bunun yanında 1994 Yönetmeliği’ndeki mülteci tanımı da hemen hemen korunmuştur.

b. Şartlı Mülteci

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunuikinci olarak “şartlı mülteci” tanımını getirmiştir. Önceki ulusal mevzuatımızda Avrupa dışından gelen kişiler sığınmacı olarak belirtilmişken, 6458 sayılı Kanununda aynı tanım şartlı mülteciler için kullanılmıştır. Buna göre; “Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.”

c. İkincil Koruma

1994 Yönetmeliği’nden farklı olarak, 6458 sayılı Kanun ile ulusal mevzuatımıza “ikincil koruma statüsü” de eklenmiştir. “Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.”Maddedeki düzenlemeBirleşmiş Milletlerce uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olarak görülen geri göndermeme kuralını içermektedir.

Zorla geri göndermeme kuralı, 1951 tarihli Sözleşmenin 33. Maddesinde yer almaktadır. “Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (“refouler”) etmeyecektir.”

Aynı maddenin 2. fıkrasında ise zorla geri göndermeme ilkesinin uygulanmayacağı durumlardan bahsedilmektedir. “… bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan” veya “… ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden” mülteciler 1. fıkradaki korumadan yararlanamazlar.

1951 Sözleşmesi’ne paralel olarak, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 14. maddesi de konuyla ilgili düzenleme getirmiştir. “Herkes zulüm karşısında başka ülkelerde sığınma talebinde bulunma ve sığınma olanağından yararlanma hakkına sahiptir.”

Ulusal mevzuatımızdaki ve uluslararası sözleşmelerdeki düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi ikincil koruma, 1957 Sözleşmesi’nin ve Ek Protokolünün  kapsamına girmeyen ancak korumaya ihtiyaç duyan kişiler için getirilmiş bir statüdür.

d. Geçici Koruma

6458 sayılı Kanunun 91. maddesinde, “geçici koruma” statüsünün tanımı yapılmıştır. “Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir.”

Maddenin 2. fıkrasında, geçici koruma statüsüne ilişkin ayrıntıların Bakanlar Kurulu’nun çıkaracağı yönetmelik ile belirleneceği yer almıştır. 91. madde doğrultusunda 22 Ekim 2014 tarihinde, Geçici Koruma Yönetmeliği çıkarılmıştır.

Geçici Koruma Statüsü ile kitlesel olarak ülkelerinden ayrılan gruplara koruma sağlanması amaçlanmıştır. Bu statü ile yine geri göndermeme ilkesinin bir gereği olarak, sığınmacıların korunması amaçlanmaktadır.