Meşru Savunma ya da Bilinen Adıyla Nefs-i Müdafaa

Bir kişinin işlediği bir fiille alakalı olarak ceza sorumluluğunu kaldıran ve bu fiili hukuka uygun hale getiren sebeplerden en önemlisi meşru savunma halidir.           
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun süreklilik gösteren kararlarına göre, meşru savunma; bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak için gösterdiği zorunlu tepki olarak tanımlanmıştır.             
Geçmişten günümüze baktığımızda tüm hukuk sistemleri bu hakkı kabul etmiş ve Romalı hukukçular “Kuvvetin kuvvetle uzaklaştırılmasına bütün kanunlar ve bütün hukuk düzenleri izin verir” diyerek bu hakka kanuni zemin oluşturmuşlardır.



Çoğunlukla “Nefs-i Müdafaa” ya da yasal savunma olarak bilinen bu kurum 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda da şu şekilde düzenlenmiştir;

Madde 25:

  1. Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
  2. Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Kanun metninde ayrıntılı olarak düzenlendiği üzere fiilin meşru savunma olarak nitelendirilebilmesi için söz konusu saldırının ve buna karşı gerçekleştirilen savunmanın taşıması gereken temel hususlar vardır.

Konu olan Saldırı;
  • Haksız bir saldırı olmalıdır.
  • Saldırı kişinin kendisinin veya bir başkasının hakkına yönelmiş olmalı (eski TCK döneminde bu saldırı yalnızca ırz ve cana yönelmiş olmalıyken yeni kanunda bu kavram malvarlığı haklarını da kapsayacak şekilde geniş tutulmuştur.)
  • Saldırı güncel veya tekrarı muhtemel olmalı ve varlığını hala devam ettirmelidir.
Savunma ise:
  • Saldırıya karşı savunma zorunlu olmalı,
  • Saldırı ve savunma eş zamanlı olarak gerçekleşmeli,
  • Son ve en önemli şart olarak saldırı ve savunma arasında orantı bulunması gerekmektedir
Burada bahsedilen orantı mutlak bir orantı değildir. Nitekim mevcut olayın şartlarına bakıldığında  her zaman yumruğa karşı yumruk, silaha karşı silahla karşılık vermek mümkün değildir.  Ancak yine de bıçakla saldıran  bir kişiye karşı elinde silah bulunan bir kişinin hareketi; direk olarak baş, göğüs gibi  hayati organları hedef alıp öldürmeye yönelik olmaktan ziyade;  öncelikle kişiyi etkisiz hale getirmeye yönelik olmalıdır. Yine de heyecan, korku gibi mazur görülebilecek haller yüzünden meşru savunmada sınırın aşılması durumunda kişi TCK m.27/2 gereğince kişiye ceza verilmez.           



Fakat yukarıda belirtilen tüm hususlar, hakimin takdir yetkisinde olup, doğru karar verebilmek için  her olayda tekrar tekrar incelenmeli ve değerlendirilmelidir.

Hatice Yıldız