Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi

ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİ

 

Mal varlığının unutulan mahiyetinin insanın temel ihtiyaçları karşılamak olduğunun hukuktaki bize göre en manidar düzenlemesi herhalde “ölünceye kadar bakma sözleşmesidir”.

 

Zira bu sözleşmeyle bakılan hem kendisine ait olan taşınmazı hayatta iken kullanma olanağını yitirmemekte hem de söz gelimi yaşlılık/ hastalık nedeniyle kendisine bakamayacakken bir başkası tarafından gözetilmesi sağlanmaktadır.  Bakan kişi ise emeğinin karşılığını bakılanın ölümünden sonra bakılanın mal varlığından almaktadır. Yani öldükten sonra zaten bir kıymeti kalmayacak olan taşınmazdan bakılan maksimum oranda faydayı sağlamış olmaktadır.

 

6098 Sayılı TBK md. 611’deki tanımı da aslında aynen böyledir. Şöyle ki ölünceye kadar bakım sözleşmesiyle bakan kişi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.

 

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin karşılığı taşınır, taşınmaz, kıymetli evrak, olabileceği gibi miras payı dahi olabilir.  Prof Dr. Yavuz Alangoya da “Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi” isimli doktora tezinde malvarlığı değerlerinin taşınır, taşınmaz, kıymetli evrak, alacak hakkı ve hatta bir tereke veya miras payı olmasının bir önemi olmadığını belirtmiştir.

 

Ancak tüm bu devirler için ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yasal unsurlarının oluşup oluşmadığına bakılması gerekmektedir.

 

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerli olması için miras sözleşmesi şeklinde yapılması gerekmektedir. Ancak sözleşme Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa, geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir. (6098 Sy.’lı TBK md. 612,613)

 

Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır. (6098 Sayılı TBK md. 614)

 

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin uygulamada çok sık olarak mirasçılardan mal kaçırmak için yapıldığı iddiasıyla iptali yoluna gidilmektedir. Bu durumda Yargıtay’ın belirlemiş olduğu belli başlı kıstaslar vardır. Söz gelimi ölünceye kadar bakılan kişinin bakıma ihtiyacı olup olmadığı, fiiliyatta miras bırakana bakılıp bakılmadığı bu kriterlerdendir.

 

Bu konuya dair iki Yargıtay kararını aşağıdaki şekilde alıntılıyoruz.

 

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin   19.01.1998 T.’ Li  1997/8973 E. 1998/161 K. sayılı kararında

 

 “Dava, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi uyarınca pay tescili isteminden ibarettir. Anne kocasından miras yolu ile gelen payı davacı kızına ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile verdiğinden ölümünü müteakip işbu davayı açarak, annesinin kocası, babasından annesine gelen miras payının adına geçirilmesini istemektedir. Anne ölümüne kadar davacı kızın kendisine bakmadığı yönünde bir dava açmamıştır. Bu durumda anası ile kızı arasında ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinin her ne kadar usulüne uygun olarak düzenlenmiş olsa da, evladın annesine bakma yükümlülüğü ile sözleşme ile kendisine baktırmayı icap ettirecek derecede bakılacak annenin bedenen, zihnen eksikliliğinin ve ihtiyacının bulunup, bulunmadığı araştırılmalı, eğer bu yön aşılır ise sözleşmenin geçerliliği gözetilerek tescile karar verilmesi gerekeceği üzerinde durulmalıdır. Annenin sağlığında kendisine kızı tarafından bakılmadığı yönünde bir davranış bulunmadığına göre mahkemenin bunu esas alan gerekçe ile ret kararı vermesi doğru görülmemiştir. ” demektedir.

 

 

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin  01.04.2004 T. 2004/2979 E.  2004/3772 K. sayılı kararında

 

“ Asıl saptanması gereken husus bu temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılıp yapılmadığının ve temlikte bakıp gözetme koşulunun değil bağış amacının üstün tutulup tutulmadığının saptanmasıdır. Bunun belirlenmesi içinde sözleşme tarihinde miras bırakanın yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, elinde bulunan mallarının mevcudu, aile koşulları ve ilişkileri temlik edilen mal miktarının tüm mal varlığına göre makul karşılanacak bir sınır içinde kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. ” demektedir.

 

 

Öte yandan 6098 Sayılı TBK md. 616 – 619 gereğince tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen sürede ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek, denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.

 

Son olarak belirtilmelidir ki bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası halinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir. Ve kamu düzeni gereği bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez. 

 

 Saygılarımla

Av. Işıl KACAR