Miras Paylaşımında Saklı Pay Kurallarının Uygulanması

Miras bırakan  denilen  kişinin,  ölümüyle sona  ermeyen, intikal  edebilir hak ve borçları ile diğer hukukî ilişkilerini düzenleyen kuralların tümü miras hukukunu  oluşturur.  Mirasbırakan, terekesinin tamamını veya bir   kısmını yasal  veya atanmış  mirasçılarına  bırakabileceği gibi,   vasiyet alacaklılarını da terekesi üzerinde hak sahibi kılabilir. Medenî Kanun’un  514. maddesinin ikinci fıkrasındaki,  “Mirasbırakanın üzerinde  tasarruf  etmediği  kısım  yasal mirasçılara kalır.” hükmü  gereği mirasçılar, ancak mirasbırakan  tarafından tasarrufta bulunulmadığı hâllerde ve kadarıyla mirastan pay alabilirler. Buna göre,  saklı  paylı  olmayan  mirasçılar,  mirasbırakanın   terekesinin  tamamı üzerinde tasarrufta  bulunması  durumunda,  mirastan  hiç   pay  alamazlar; saklı  paylı  mirasçılar  ise,    tenkis  davası  açarak  saklı  paylarını  alabilme hakkına sahiptirler. Mirasbırakan, terekesinin bir  kısmı üzerinde tasarrufta bulunmuşsa,  tasarrufta bulunulmayan kısım -genel kabul edilen ilke  gereği- miras payları oranında mirasçıları arasında paylaşılmaktadır.

Bu  çalışmada,  Medenî Kanunumuzdaki  saklı pay kurallarının  amacı ve uygulama  alanı belirlenmeye çalışılacaktır.  Özellikle, saklı pay kurallarının, sadece mirasbırakanın  saklı payları ihlâl eden sağlararası ve  ölümüne bağlı tasarruf larına karşı saklı paylı mirasçıları korumak amacıyla mı düzenlendiği, yoksa saklı paylı mirasçıların miras hukuku  kurallarının uygulandığı her durumda saklı payları ölçüsünde korunmasının mı  amaçlandığı sorusunun cevabı bulunmaya  çalışılacaktır. Başka  bir   ifadeyle,  mirasbırakanın  saklı payları ihlâl eden  ölüme bağlı veya sağlararası  tasarrufu  bulunmasa  bile (mirasbırakan tasarruf  özgürlüğü sınırları içerisinde kalmış olsa bile),  saklı pay oranları dikkate alınarak paylaşım yapılıp yapılamayacağı bu çalışmada incelenecektir.

Saklı Paylı Mirasçılar

Medenî Kanunumuzun  495 ve  devamı hükümlerinde,  yasal mirasçılar; kan hısımları (altsoy, anne ve baba ile onların altsoyları, büyük ana ve büyük baba ile onların altsoyları) sağ kalan eş,  evlatlık ve Devlet olarak belirlenmiştir.

Bu  mirasçıların mirasbırakanın bir  tasarrufuyla miras paylarından yoksun bırakılıp bırakılamayacağı veya ne ölçüde yoksun bırakılacağı hukuk sisteminin tercihine bırakılmıştır. Örneğin Anglosakson hukuk sisteminde, mirasbırakan yasal   mirasçıları   aleyhine   sınırsız   bir     tasarruf   özgürlüğüne  sahiptir; mirasbırakan en  yakın yasal mirasçısını bile  ölüme bağlı veya sağlararası bir tasarruf la  tamamen ve  keyfi  bir  şekilde miras payından yoksun bırakabilir; mirasçıların   tereke   üzerindeki   hakları,   mutlak   olarak   mirasbırakanın arzusuna ve tasarrufuna bırakılmıştır. Türkiye’nin de  içinde bulunduğu Kıta Avrupası  hukuk sisteminde ise,   mirasbırakanın mirasçılarına zarar verecek tasarruf ları     sınırlandırılmıştır.   Buna   göre     mirasbırakan,   mirasçılarının kanunen  belirlenmiş mirasçılık haklarına  ve  miras paylarına zarar verecek ölüme bağlı veya sağlararası  bir  tasarrufta  bulunamaz; kişiler, ölümlerinden sonra kanunun belirlediği yakınlarına gidecek tereke değerlerini başka kişilere bırakamaz  veya  kanunun   belirlediğinden farklı   oranlarda  paylaşılmasını sağlayamaz. Böyle  bir  sınırlandırma  kişilerin işlem özgürlüğüne ve  mülkiyet hakkına  bir   müdahale  niteliğinde olduğundan,  kanunkoyucu  tarafından mutlak  bir   sınırlandırma  yapılmamış, yasal  mirasçıların  miras  paylarının tamamının  değil, belirli bir  oranının korunması ilkesi kabul edilmiştir. Ayrıca yasal mirasçıların hepsi korunmayıp, sadece mirasbırakanın çok  yakını kabul edilen belirli kişiler korunmuştur.  İşte, korunan bu yasal mirasçılara saklı paylı mirasçılar, korunan kısma ise  saklı pay denilmektedir.

Yukarıdaki  açıklamaları farklı  bir   şekilde  ifade etmek  gerekirse,  Miras Hukukunda  geçerli olan  “tasarruf  serbestisi”  ilkesine  göre;  mirasbırakan, ölümünden  sonra  da mamelekinin geleceği üzerinde serbestçe,  dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Ancak bu ilke, mirasbırakanın, kanunî mirasçılarının kanunen  korunan saklı paylarına müdahale edebilmesine olanak sağlamaz. Başka bir  ifadeyle, mirasbırakan, kanunî mirasçıların saklı payları dışında, terekesi üzerinde istediği gibi  tasarrufta bulunabilir. Mirasbırakan tarafından sağlararası ve  ölüme  bağlı tasarruf larla bertaraf edilemeyen kanunî  miras paylarına “saklı pay”; mirasbırakanın,  gerek sağlararası gerekse ölüme bağlı tasarruf larla üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği ve saklı paylı mirasçıların buna  karşı  dava  açamayacakları  tereke  parçasına  ise    “tasarruf   nisabı” (mirasbırakanın  serbestçe tasarruf  edebileceği kısım) denir.

Yasal    mirasçıların   kimler  olduğunun   belirlenmesi  kanunkoyucunun tercihine bırakıldığı gibi, saklı paylı mirasçıların kimler olduğu da kanunkoyucu tarafından takdir edilmektedir.

Saklı paylı mirasçıların kimler olduğu Medenî Kanun’un 505. maddesinin birinci fıkrasında gösterilmiştir. Söz konusu hükme göre, mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi  bulunan mirasbırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta  bulunabilir.  Hemen belirtilmelidir ki, mirasbırakanın kardeşleri de  saklı paylı mirasçı iken, 5650 Sayılı Kanun’la saklı paylı mirasçı olmaktan çıkartılmıştır.

Günümüzde,  saklı paylı mirasçıların  sayısının  azaltılması yönünde  bir eğilim bulunmaktadır; bu şekilde, mirasbırakanın serbestçe tasarruf edebileceği kısım artmaktadır.  Hukukumuzda  743 sayılı önceki Medenî Kanunumuzda 13.7.1967  tarihinde  903  sayılı Kanunla   ve   23.11.1990  tarihli  3678  sayılı Kanunla, nihayet 23.11.2001 tarihli 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’yla saklı paya  ilişkin  hükümlerde  sadece  saklı  pay  oranları  değiştirilmek suretiyle değişikliğe gidilmiştir. 10.5.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 5650 sayılı Kanunla  ise  saklı paylı mirasçıların kapsamında  değişiklik yapılarak, kardeşlerin saklı paylı mirasçı sıfatı sona erdirilmiştir. Şüphesiz bu değişiklik, 10.5.2007 tarihinden  sona ölen mirasbırakanlar  için   önem ifade edecek, onların kardeşleri saklı paylı mirasçı olarak değerlendirilmeyecektir; bu tarihten önce ölen kişilerin kardeşleri, saklı paylı mirasçı olarak haklarını koruyacaklardır.

Mirasçılar  arasında   Kanunda   sayılan  saklı  paylı  mirasçılar  varsa, mirasbırakan   onların   saklı   paylarına   dokunamaz;   yaptığı  ölüme  bağlı tasarruf lar  ile sağlararası karşılıksız kazandırmaların Medenî Kanun’un 565. maddesinde sayılanları, açılacak tenkis davasıyla, saklı payların elde  edilmesi sağlanıncaya kadar tenkise tâbi tutulur.  Mirasbırakanın saklı paylı mirasçısı yoksa, terekesinde sınırsız bir  şekilde tasarrufta bulunabilmesi mümkündür.

Saklı Paylar

743 sayılı önceki Medenî Kanunumuzdaki saklı pay oranları 903 ve 3678 sayılı  Kanunlarla   değiştirilmiş, daha  sonra  4721  sayılı yeni   Türk  Medenî Kanunu’yla saklı pay oranları yeniden düzenlenmiştir.  Saklı pay oranlarına karar vermek, kanunkoyucunun  takdirindedir ve  artık mirasbırakana daha fazla serbesti sağlanması amacıyla saklı pay oranları azaltılmaktadır.

Medenî Kanunumuzun 506. maddesine göre  saklı pay oranları, altsoy için yasal miras payının yarısı (1/2); ana ve babanın her biri için yasal miras payının dörtte biri  (1/4); sağ kalan eş işin altsoy (1.zümre) veya ana ve baba zümresiyle (2.zümre) birlikte mirasçı olması durumunda  yasal miras payının (altsoy ile 1/4, ana ve baba zümresi ile 1/2) tamamı, diğer durumlarda (3.zümre ile veya tek başına mirasçı ise)  yasal miras payının dörtte üçüdür (3/4).

Medenî  Kanunumuzun   bu  hükmüyle,  önceki  Medenî Kanun’un   453. maddesindeki saklı pay oranlarının  önemli ölçüde azaltıldığı görülmektedir. Çünkü  son  dönemlerde saklı  payları azaltarak,  mirasbırakanın  serbestçe tasarrufta  bulunabileceği kısmı artırma eğilimi uluslararası alanda, özellikle İsviçre hukukunda göze çarpmaktadır. Bunun yanında, sağ kalan eşin miras payının ve saklı payının arttırılarak hukukî durumunun güçlendirilmesi de bir diğer eğilimin gerçekleştirilmesi olarak yeni  Kanunda yerini bulmuştur.