Ayıplı Mallar ve Hizmetler

                    Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, satıcının ayıba karşı tekeffül borcu açısından fevkalade önemli değişiklikler getirmemiştir. Hatta "mal ve hizmet satan" gibi daha çok iktisatçıların kullandığı terimlere yer vermek suretiyle kavram kargaşasına sebep olmuştur.

                  Tüketicinin ayıba karşı haklarını kullanması için malı teslim alma tarihinden itibaren 15 günlük bir süre ile sınırlanması isabetli olmuştur. Böylece malın zamanında muayene ve ihbar yapılıp yapılmadığı tartışmalarının önüne geçilecektir. Ayıpla ilgili dava açma zaman  aşımı süresinin 2 yıl olarak tespiti, tüketicinin lehine olmuştur.

                Satıcının hilesine maruz kalan tüketiciye karşı iki yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmayacağı da bir başka olumlu farklılıktır. Ancak, ayıp dolayısıyla meydana gelen zararlara karşı açılacak tazminat davalarının da 2 yıllık  zamanaşımına tâbi tutulması, tüketicinin aleyhine olmuştur. Çünkü ayıplı ifanın sebep olduğu zararların tazmini davası on yıllık zamanaşımı süresine tâbidir.

                Kanun ve ilgili Yönetmelikte, bazı kavramların muhtevalarının çok geniş tutulması, sorumluluğun mahiyetinin belirlenmesi bakımından da bazı önemli sorunları beraberinde getirmektedir. Zira Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili Yönetmelikte yer mal, hizmet ve ayıp kavramları, imalatçının-üreticinin ve hizmeti sunanın sorumluluğu bakımından yeterli tanımlar olarak kabul edilemez. Keza ayıplı mal veya hizmetin sebep olduğu zararlardan sorumluluğun dayandığı olgular da daha net olarak belirlenmelidir.

               Bu Kanun’da yer alan diğer bir olumsuz düzenleme de ayıplı malın sebep olduğu zararlardan sorumluluk ile ayıplı hizmetin sebep olduğu zararlardan dolayı sorumluluğun aynı koşullara bağlanmış olmasıdır. Ayıplı hizmetin sebep olduğu zararlardan sorumluluğun, bazı hizmetler bakımından ayrı bir kanunda düzenlenmesi daha doğru olur.

              Kanunda, ayıplı mal veya hizmetin sebep olduğu zararlardan dolayı sadece tüketicilerin korunması da sonuç olarak kısmı bir koruma sağlamaktadır. Oysa ayıplı mal veya hizmetler, tüketici olmayan kişilerin mal veya şahıs varlıklarında da zarara sebebiyet verebilir. Dolayısıyla zarar gören kavramının imalatçının dışında zarar gören üçüncü kişiler olarak genişletilmesi daha isabetli olacaktır. Ancak bu tür bir düzenlemenin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde yapılmasının mantıksal zorluğu da ortadır.