Arabuluculuk ve Yargısal Çözümlerin Mukayesesi

Bilindiği üzere; hukuk uyuşmazlıklarının Arabuluculuk yoluyla çözümlenmesinde uygulanacak usul ve esasları düzenlemek üzere çıkarılan 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 07.06.2012 tarihinde kabul edilmiş ve bu tarihten 1 yıl sonra yürürlüğe girmiştir. 

Arabuluculuk bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak insanlık tarihi kadar eski olmasına karşılık, hukuk sistemi ile bütünleşmesi anlamında yeni bir yöntemdir. 

1970’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde, 

1980’li yıllarda Avustralya ve Birleşik Krallıkta,

1990’lı yıllarda Kıta Avrupası’ndaki birçok ülkede ve Güney Afrika ülkelerinde uygulanmaya başlanmıştır.

Ülkemizde ise bu yıl itibari ile uygulanmaya başlanacaktır.   

Henüz eğitimleri ve sınavları tamamlanan ilk Arabulucular Kasım 2013 tarihi itibari ile görev yapmaya başlayacaklar. Arabuluculuğun ne olduğu, özellikleri ve ilkeleri konusunda artık herkesin bazı fikirleri var. Ben burada arabuluculuğun, Yargısal Çözüm Yönteminden farkları üzerinde durmak isterim. Yani herhangi bir vatandaş mahkemede dava açmak yerine devlet yargılamasına alternatif olan Arabulucuya giderse bunun kendisine yararı ne olacaktır?

Birkaçını özetlersek;

-Yargısal Çözüm Yöntemi İhtilaflı, kavgacı ve tarafların zıtlaştığı bir yoldur. Davacı ve davalı durumunda olan iki tarafın menfaatleri birbirine zıttır. Sonuçta da bir taraf kazanırken diğer taraf kaybeder. Oysa sorunlarını çözmek üzere Arabulucuya başvuran taraflar ortak bir menfaat yaratmak suretiyle geleceğe yönelik olarak işbirliği yapabilirler. Bu suretle her iki taraf da kazanabilir. 

-Mahkemelerde, Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde asıl olan devlet yargılamasıdır ve yargıcın hakimiyeti söz konusudur. Tarafların yargıcı seçme imkanları yoktur. Oysa taraflar anlaşmak suretiyle kendi seçtikleri bir Arabulucuya giderek sorunlarına çözümü kendileri bulabilirler. 

-Mahkemelerde belli usul kuralları ve yasalar uygulanırken, bu sistemde Arabulucuyu ve tarafları bağlayan herhangi bir kural yoktur. Tarafların üzerinde anlaşması ve kamu düzenine, genel ahlaka aykırı olmamak koşuluyla her türlü kural ve hatta yabancı ülke yasaları da uygulanabilir. Bu durum taraflara sorunların çözümünde yaratıcı olma imkanı sağlar. 

-Mahkemelerde aleniyet ilkesi söz konusu iken Arabuluculuk süreci gizlidir. Taraflar ve Arabulucu gizlilik ilkesine uymak zorundadırlar. Özellikle ticari uyuşmazlıklarda bu ilke son derece önemlidir.

-Mahkemelerde açılan davalar için yapılan masraflar çok fazla olduğu gibi bu yöntem çok zaman alıcıdır. Açılan davalar en iyi ihtimalle 1 yıl, ortalama 2-3 yıl ve birçoğu da 5 yıldan fazla sürmektedir. Sonuçta davayı kazanan taraf da kaybedilen yıllar nedeniyle memnun olmamaktadır. Oysa Arabuluculuk süreci son derece az masraflı ve hızlıdır. Taraflar birkaç saatlik görüşme neticesinde çözüme varabilmektedirler. Böylece en az masrafla en hızlı şekilde çözüme ulaşabilirler.

Özellikle bu yönüyle öncelikli çözüm yöntemi olarak kısa sürede vatandaşlarımızca kabul göreceği kanaatindeyim. 

Ancak Arabuluculuk Kanunumuz tarafların Arabulucuya başvurmasını tamamıyla gönüllülük esasına dayandırmıştır. Yukarıda söz ettiğim ülkelerde ise bazı konularda Arabulucuya başvurulması zorunludur. Yani vatandaşlar önce Arabulucuya başvurmak zorunda olup, burada bir çözüme ulaşılamaz ise Yargısal çözüm yöntemine gidebilmektedirler. 

Kişisel kanaatim, bizde de benzer şekilde bazı konularla sınırlı olmak üzere Arabulucuya başvurma zorunluluğu getirilmesi gerektiğidir. Ancak bu şekilde yeni sistem ile amaçlanan yargının iş yükünün azaltılması ve sorunların hızlı çözümü sağlanabilecektir.