Hukuk Müzesi

Hukuk kadar temelini geçmişten alan, geçmişin olumlu ve olumsuz toplumsal olaylarının etkisi altında kalan bir başka sosyal bilim yoktur. Hukuk sürekli gelişime açık ve var olduğu toplumdan sürekli etkilenen bir bilim dalıdır. Aslında Hukuk Fakültesi’nde bizlere öğretilen teorik ve doktrinsel bilgiler soyut görünmekle birlikte bir o kadar da somut ve hayatla iç içedir. Bir ulusun varlığından söz edebilmek için; dilbirliğine, tarih bilincine, bir coğrafyaya ihtiyaç vardır. Fakat ileri bir ulus olabilmenin koşulu o toplumda hukuk bilincinin yerleşmesidir.

Hukukçu hem genel olarak hukuk düşüncesinin tarihini kavramak, hem de ulusal hukuk tarihini çok iyi tanımak ve tanıtmak yükümlülüğü altındadır.

Bu düşüncelerle Türkiye Barolar Birliği Hukuk Müzesi 3 Nisan 2012 tarihinde Avukatlar Haftası’nda açılmıştır. Türkiye’nin ilk ve tek Hukuk Müzesi olup; Avrupa’nın da hukuk alanındaki ilk müzelerinden birisidir. Aslında müzenin temelleri Av. Argun Bozkurt’un katkılarıyla bizzat Ankara Barosu tarafından 2006 yılında kurulup Şubat 2012 yılında alınan karar ile Türkiye Barolar Birliği’ne nakledilmiştir

Müzede 500 civarında eser 365 metre kare kapalı alanda sergilenmektedir. Müzede yer alan belge ve objeler bir yandan hukukun Dünya’daki gelişim sürecini anlatıyor; bir yandan da Türk Hukuk Tarihi’ni...

Müze mitolojiden başlayarak modern hukuk dünyasına yolculuk yapmamıza olanak tanıyor. Kolleksiyonunda düşünce ve uygarlık tarihinin gelişimine paralel olarak hukukun geçirdiği tarihsel dönüşümü görsel olarak yansıtan sanatsal objeler teşhir ve tanzim ediliyor.

Müze envanterinde hukukun öyküsünün ve tarihçesinin anlatıldığı fotokartlar, Asur-SümerBabil dönemi çivi yazısı ve tabletler, çeşitli dönemlere ait hukukçu giysileri, cübbeler, anma ve ilk gün zarfları, hukuk pulları koleksiyonu, avukat kimlikleri, vekaletname ve ruhsatnameler, yazı takımları, Osmanlı hukuk adamları, savcı-hakim-avukat kartvizitleri, Cumhuriyet Dönemi kadın hukukçular, hukuk öğrencisi defterleri, karneleri, noter vekaletnameleri, Türk-İtalyanFransız avukatlara ait yazışmalar, hüccet ve mahkeme ilamları, tuğra-berat-fermanlar, Osmanlı hukuk sistemine ait kanunnameler, daktilolar, telefonlar, hesap makineleri ve son olarak Faruk Erem, Atilâ Sav, Özdemir Özok, gibi ünlü Avukatların kişisel eşyaları da sergilenmektedir.

Aslında toplumun temelini oluşturan bireylerin, devlet ile arasında tarihin ilk dönemlerinden beri köprü kuran Avukatların gelişim ve değişimi toplumla paraleldir. Hukuk Müzesi bu gelişim ve değişimi somutlaştırarak kronolojik şekilde ziyaretçilerine kapılarını açmaktadır.

Müzeyi dolaşırken aslında hukukun sadece tarihiyle karşılaşmıyoruz. Müze hukukun tarihinin yanında, bizlere aslında hukukun “kahramanlarını”- biz hukukçuları – avukat meslektaşlarımızı ve hukukun “sanatsal objeleri” haline gelmiş el yazması hukuk kitaplarını, kalemleri, divitleri, daktiloları, hukuksal belgeleri ve cübbeleri gösteriyor.

Biraz müzedeki hukukun kahramanlarından bahsedelim: Mitolojik dönemde mitolojinin adalet işlerindeki aktif süjelerinden birisi Zeus’un çirkin kızları olarak adlandırılan Litailer (YalvarırlarAvukatlar)’dir.

Avukatlık mesleğinin bu mitolojik tohumlarla yeşerdiğini söyleyebiliriz. Müzenin vardır. Fakat bu dönemde yine de en büyük güç hükümdardı ve son sözü o söylüyordu. Türklerin İslam kültürü ile etkileşimi neticesinde Osmanlı Devleti’ne baktığımızda ise Batı ülkelerinde baro teşkilatına bağlı olarak çalı- şan Avukatların gördüğü vazifeyi İslam adliye teşkilatında Vekiller (muhami-vükela-savunman) görmüştür. Muhami’liğin 18. Yüzyıldan itibaren oluşmaya başladığını söyleyebiliriz.

Arzuhalcilik, katiplik, iş takipçiliği karışımı bir meslektir. Artık 19. Yüzyıla gelindiğinde ise sarık ve cami kenarlarındaki şilteler üzerinde yapılan avukatlık sona ermiştir. Fes, takım elbise, beyaz gömlek ve kravat giyilerek yapılan Arzuhalcilik artık bir masa üzerinde yapılmaktadır. Müzedeki Türk hukuk adamlarının canlandırıldığı heykel bölümünde ise vekillik savunmanlık tarzında gelişen avukatların artık ince yakalı siyah bir cübbe giydiklerine tanık olmaktayız. Ve mesleğin artık oturmaya başladığını görüyoruz. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise 1924 yılındaki Muhamat Kanunu’nun ilanı ile Muhami kavramı ilk kez yasal olarak tanımlanmıştır. Bu kanun Avukatlık mesleğini ve baroyu ülke genelinde yasa düzeyinde hukuki temele oturtan ilk belgedir. Böylece Cumhuriyet Dönemi ile çağdaş Avukatlık mesleğinin temelleri atılmıştır.

Yargılamanın en önemli kriteri olan tarafsızlığın muhakemedeki simgesi olan cübbeler bölümüne geçtiğimizde ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Nijerya, Macaristan, Almanya, ABD, İngiltere gibi farklı ülkelere ait yargıç ve avukat cübbe örneklerini görüyoruz. Hukuk Müzesinde somut bir şekilde göründüğü gibi, hukuk her ne kadar sürekli değişen gelişen bir olgu olsa da tüm bunlara rağmen ortada değişmeyen tek bir şey var da o da biz hukukçuların bel kemiği olan adalet duygusudur. Çağlardan bu yana medeniyetlere eşlik etmiş olan hukuk bilim dalının geçirmiş olduğu evreleri çok güzel şekilde bize sunmakta olan müzenin hukuk- çular tarafından ziyaret edilmesinde fayda vardır. Zira Bize fakülte yıllarından beri anlatılan hukukun, müzede somutlaştırılmış hali ile karşılaşmaktayız.