Avrupa Birliğinin Vizeleri Kaldırması Karşılığında Türkiye’den Talep Edilenler

Hükümetin açıkladığı üzere Ekim ayı gibi kalkacağı belirtilen Avrupa Birliği’nin uyguladığı vize uygulamasında henüz bir gelişme yaşanmadı. Bildiğiniz üzere Türkiye’nin yerine getirmesi gereken reformlar Yol Haritasında dört bölüm olarak belirlenmiştir. Bunlar belge güvenliği, göç ve sınır yönetimi, kamu düzeni ve güvenliği, temel haklardır.

 1. Belge güvenliği

 Türkiye Uluslararası Sivil  Havacılık Organizasyonunun  (ICAO)  standartlarına  uygun makine tarafından okunabilen biyometrik seyahat belgelerini düzenlemeye devam etmeli; ICAO’nun  tavsiye ettiği  uygulamaları takip etmeli; ICAO standartlarına uymayan pasaportları kaldırmalı: özellikle  2252 /2004 Konsey Tüzüğü ile uyumlu AB standartlarına  uygun fotoğraf ve parmak izi dahil olmak üzere biyometrik veri içeren uluslararası pasaportları aşamalı bir  şekilde kullanıma sunmalıdır.

 Türkiye ile Vize Serbestisine ilişkin Yol Haritası 1. Değerlendirme Raporunda kriterin bir  bölümünün karşılandığı ancak sağlanan ilerlemenin ümit verici  olduğu belirtilmiştir.

 2. Göç yönetimi

 2.1. Sınır yönetimi

Türkiye özellikle AB üye  ülkeleriyle olan sınırları başta olmak üzere bütün  sınırlarında  yasadışı giriş-çıkışları engellemek için   yeterli sınır kontrolü ve gözetimi yapacaktır.

 Açıklamalı Yol Haritasında Türkiye “bütün sınırlarında” teriminin AB üyesi  ülkelerle sınırları da  kapsadığını ancak Türkiye ile Yunanistan arasında deniz sınırlarının henüz tam olarak belirlenmediğini dolayısıyla Komisyonun değerlendirmesinde bu  hususu dikkate almasının ümit edildiğini vurgulamıştır.

 Türkiye sınır yönetiminde görevli  sınır muhafızları, gümrük memurları ve diğer yetkililere yönelik eğitim programları ve yolsuzlukla mücadeleye ilişkin etik  kuralları kabul etmelidir.

 Komisyon kriterin bir  bölümünün  karşılandığını düşünmekle  birlikte Türkiye’nin sınır yönetimi ile ilgilenen birimlerinin farklı durumlarda nasıl davranmalarına ilişkin genel  etik  kodun farklı versiyonlarının oluşturulmasını, söz konusu versiyonların bilinirliğinin artmasına yönelik eğitim modellerinin getirilmesini ve kontrol mekanizmalarının kurulmasını tavsiye etmiştir.

 Yol Haritasında Türkiye’nin sınır yönetimini uluslararası  mülteci hukukuna uygun olarak, non-refoulement (geri  gönderme yasağı) prensibine saygılı  biçimde yerine getirmesi talep edilmektedir. Türkiye bu  talebe karşılık uluslararası mülteci hukukunun bu  bağlamla alâkasız olduğunu, Türkiye’nin yeni Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile uluslararası koruma ihtiyacı olan kişilere karşı zaten non-refoulement prensibine saygı  gösterdiğini belirtmiştir.

 2.2. vize politikası

Türkiye konsolosluk ve sınır personeli için  belge  güvenliği eğitimini ve Türk Vize  Bilgi  Sisteminin geliştirilmesi ve kullanılmasını sağlamalıdır. Avrupa Birliği  Türkiye’nin AB için  yüksek göç ve güvenlik riski oluşturan ve AB üyesi  olmayan ülkelerin vatandaşlarına sınırda vize vermesi uygulamasından vazgeçmesini talep etmektedir.

 Açıklamalı Yol Haritasında sınırda vize uygulama sayısında azaltılmaya gidildiği vurgulanmıştır.

 Avrupa Birliği  Türk topraklarına girişte bütün AB üyesi  ülke vatandaşlarına ayrım gözetmeksizin vize  serbestisi getirmesini talep etmektedir. Yol Haritasına konan bu şartla önce  Türkiye’nin bütün AB üye ülke vatandaşlarına ayrım yapmaksızın vize şartını kaldırması istenmektedir. Türkiye  bu  şarta çekince koymuş ve AB ülkelerinde (Schengen dışı  ülkeler de  dahil olmak üzere) sadece Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat hakkı tanıyan üye ülke vatandaşları için  mevcut vize şartının kaldırılacağı belirtilmiştir. Ancak  bu  çekincenin Komisyonun 1.  Raporunda dikkate alınmadığı görülmektedir. Komisyon AB üyesi  ülkelerden sadece 19  ülke vatandaşının Türkiye’ye vizesiz  giriş  yapabildiğini; Kıbrıs Cumhuriyetinden yapılan  müracaatlara da  de  facto  ayrımcılık yapıldığını, e-vize  sistemine başvuru halinde Kıbrıs Cumhuriyeti yerine “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi” ifadesi yer aldığını belirttikten sonra bu  kriterin tam olarak karşılanması için  bu  ayrımcı muameleye son  verilmesini tavsiye etmektedir.

 2.3. Uluslararası koruma

 Türkiye’nin AB müktesebatına uyum açısından 1951 tarihli Mültecilerle ilgili Cenevre Sözleşmesine koyduğu coğrafi çekinceyi kaldırması talep edilmektedir.

 Türkiye söz  konusu Birleşmiş Milletler Sözleşmesini 1961’de onaylamış  ve coğrafi bir  çekince koyarak sadece Avrupa ülkelerinde meydana  gelen  olaylar nedeniyle ırkı, dinî, tabiiyeti, belli  bir  toplumsal gruba mensubiyeti ve siyasal düşüncesinden  dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkan sığınmacıları Sözleşme kapsamında  mülteci kabul etmektedir. Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen  olaylar yüzünden aynı nedenlerle Türkiye’ye sığınanlar ise şartlı mülteci olarak adlandırılmakta ve 1951 Cenevre Sözleşmesine göre  değil,  Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununa göre  korunma imkânına kavuşmaktadır.

 Türkiye Yol Haritasında Cenevre Sözleşmesine koyduğu coğrafi çekinceyi AB’ye tam üyelik halinde kaldırılmayı düşüneceğini belirtmiştir.

 Komisyon raporunda  Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde Avrupa dışındaki  olaylar nedeniyle Türkiye’ye sığınanlar  için uygulanan “şartlı mülteci” statüsünün Sözleşmeyle tanınan statüden daha az yararlanıcı haklara sahip olsa  da  aradaki farkın büyük olmadığını ancak Türkiye’deki sığınmacıların karşılaştıkları temel sorunların kanunda ele  alınmadığını; ikincil mevzuat hükümlerine  bakılması  gerektiğini belirtmiştir. Komisyona göre  koşullu mülteciler ve coğrafi kısıtlama altında olan mülteciler arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi, her  iki gruba da çalışma izni,  sosyal yardım ve entegre olma şansının verilmesi gerekmektedir.

 Türkiye, Yol Haritasında Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun sığınmacılarla ilgili yeterli uluslararası  koruma sağladığını öne  sürmesine rağmen, AB bunu yeterli görmemekte ve 1951 Cenevre Sözleşmesi hükümlerinin  coğrafi sınırlandırma  olmaksızın her   yerden gelen  sığınmacılar için  uygulanmasını öngörmektedir. Dolayısıyla Avrupa’ya vizesiz seyahat şartlarından biri  Türkiye’ye gelen  sığınmacılara çalışma izni  ve sosyal yardım verilmesi ve Türkiye’ye entegrasyonu için  çalışmalar yapılmasıdır. Sığınmacıların AB üyesi  ülkeler yerine Türkiye’de uluslararası korumadan yararlanması ve burada kalması hedeflenmektedir.

 2.4. Yasadışı göç

 Türkiye, AB ve Avrupa Konseyi standartlarına göre  yabancıların ve ailelerinin giriş  çıkış, kısa ve uzun dönem konaklamaları ile ilgili ve ayrıca Türkiye’ye yasadışı giren veya kalan yabancıların hakları, kabulü ve iadesi ile ilgili hukuki düzenlemeleri yapmalı ve uygulamalıdır.

 Bu şart Türkiye’nin üçüncü ülkelerle geri kabul anlaşmaları yapmasını gerektirmektedir. Komisyon raporunda  AB için  önemli ölçüde yasadışı göç potansiyeli taşıyan ülkelerle Türk yetkili makamlarının geri kabul anlaşması yapma çabası sonuç vermemiştir. Türkiye’nin komşu ülkelerle yaptığı geri  kabul hükmü taşıyan anlaşmalar da  verimli bir  şekilde uygulanmamaktadır.

 3. Kamu  düzeni ve güvenliği

 Bu bölümde Türkiye’den organize suçla mücadele kapsamında Ulusal Strateji ve Eylem Planı dahilindeki yükümlülüklerini  yerine getirmesi vesöz konusu Planın uygulanmasına yönelik yeterli insan ve finansman kaynağının temin edilmesi istenmektedir.

 Türkiye doğrudan geri kabul anlaşması ve vize serbestisi ile ilgili Avrupa Konseyi sözleşmelerini imza ve onaylama taahhüdünde bulunmuştur.

 Komisyon GRECO tavsiyelerine uyulmasını istemektedir.

 GRECO tavsiyeleri yolsuzlukla mücadelede esas alınacak kriterleri belirlemektedir. GRECO ( theGroup of StatesagainstCorruption)  Avrupa Konseyi tarafından 1999 yılında Devletlerin, organizasyonun yolsuzlukla mücadele standartlarına  uyup uymadığını denetlemek amacıyla kurulmuştur. GRECO’ya  üyelik Avrupa Konseyi üyeleriyle sınırlı değildir. Halihazırda 49  üyesi  (48  Avrupa ülkesi ve ABD) bulunmaktadır.

 Avrupa Konseyi yolsuzluğu antik çağlardan beri sinsice yayılan toplumsal kötülüklerden biri  olarak nitelemekte ve öncelikli mesele olarak ele almaktadır. 19.  Yüzyılın sonundan beri yolsuzluk, sürdürülebilir toplumsal ve ekonomik ilişkilerin gelişmesinde ve korunmasında gerekli olan güven  ve inancı sarsan, özel alana en büyük tehditlerden biri  olarak görülmektedir. Her yıl yüz milyarlarca Avro rüşvet olarak ödenmektedir. Bu itibarla Avrupa Konseyi temel değerlere (çoğulcu demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü) tehdit oluşturduğu için  yolsuzlukla mücadelede öncülük etmektedir. Bu bağlamda Yolsuzlukla ilgili Ceza Hukuku Sözleşmesi ve Yolsuzlukla ilgili Özel Hukuk Sözleşmesi kabul edilmiştir.

 Ceza   Hukuku  Sözleşmesinde  vurgulandığı üzere  yolsuzluk, hukuk devleti, demokrasi ve insan haklarını tehdit etmekte, güvenilir yönetim, hakkaniyet ve toplumsal adalete zarar vermekte, rekabeti bozmakta, ekonomik kalkınmayı engellemekte ve toplumun ahlaki temellerinin ve demokratik kurumların sağlamlığını tehlikeye sokmaktadır.

 AB Komisyonunun Türkiye için  şart  koştuğu GRECO tavsiyeleri herşeyden önce  “yolsuzluk” kavramında yeknesak bir  algıyı gerekli kılmaktadır.  Yolsuzlukta devletin zarara  uğramadığı ve  devlet kasasından bir para çıkmadığı iddiası toplumu yanıltmak ve kavramı anlamsızlaştırmaktan öteye  gitmemektedir. Bir  kez  daha yinelemek gerekirse yolsuzluk Avrupa Birliğinde insan haklarına, hukuk devleti ilkesine bir  tehdit olarak algılanmaktadır. Yolsuzluk toplumun ahlaki temellerini, adaleti, rekabeti bozmakta ve  ekonomik  kalkınmayı engellemektedir.  Dolayısıyla kavramın ne anlama geldiği  önce  doğru anlaşılmalı ve ona  göre  gereği  yapılmalıdır. Yolsuzlukla mücadele yolsuzluğun ne  olduğu anlaşılmadan, neleri kapsadığı bilinmeden yapılamaz.

 Türk Dil  Kurumu Sözlüğünde çok  kısa biçimde bir  görevi  ve yetkiyi kötüye kullanma olarak açıklanan “yolsuzluk” kavramı Yolsuzlukla ilgili Özel  Hukuk Sözleşmesi m.  2’de  Sözleşme kapsamında şöyle  tanımlanmıştır: Yolsuzluk doğrudan ya da  dolaylı olarak rüşvet veya diğer usulsüz (yasadışı) kazanç veya  kazanç beklentisi talep etmek, teklif  etmek, vermek veya kabul etmek anlamına gelmektedir. Bu teklif  veya talep, alıcının davranışını veya  görevini doğru ve kurallara  uygun biçimde yerine getirmesine engel  olmaktadır.

 Dolayısıyla Avrupa Konseyi açısından  yolsuzluk özel  veya  kamu sektöründe sorumluluk  verilen kişilerle olan ilişkilerde onların devlet memuru, özel  çalışan, bağımsız temsilci veya  benzer bir  ilişkiden kaynaklanan statüsüyle ilgili görevlerine aykırılık teşkil eden ve kendileri ya da başkaları için  her  çeşit usulsüz (yasadışı) kazanç elde  etmeyi hedefleyen rüşvet veya her  çeşit davranış biçimi olarak kabul edilmektedir. Özel Hukuk Sözleşmesinde ele alınan tanım ceza hukuku bağlamındaki yolsuzluk tanımından daha geniştir. Bu  itibarla Türkiye de  GRECO tavsiyelerini kavramı doğru algılayarak hayata geçirmeli ve sadece kural koymakla yetinmeyerek etkili uygulamasını da  gerçekleştirmelidir.

 3.1. Adli  işbirliği

 Bu  bağlamda Türkiye, vize  serbestisi  prosedürü  çerçevesinde cezai meselelerde adli  işbirliği ile doğrudan ya da dolaylı ilgisi olan Avrupa Konseyi ve diğer uluslararası  sözleşmeleri imzalamayı ve onaylamayı taahhüt etmiştir.

 Komisyon Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası  Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair 1980 Sözleşmesi’nin34  uygulamasında gecikmeler olduğunu, bu  gecikmelerin önlenmesine yönelik etkin tedbirlerin alınmasını  ve  ayrıca Türkiye’nin 1996 ve  2007 Lahey  Sözleşmelerine taraf olmasını tavsiye etmiştir. 1996 Lahey  Sözleşmesi Çocukların Korunmasına İlişkin Tedbirler ve Ebeveyn Sorumluluğuna İlişkin İşbirliği, Mahkemelerin Yetkisi,  Uygulanacak Hukuk, Mahkeme Kararlarının Tanınması ve  Tenfizi ile  ilgilidir. 2007 Lahey Sözleşmesi ise  Uluslararası  Çocuk Desteği ve diğer Nafaka Biçimlerinin Tahsiline ilişkindir.

 Komisyon ayrıca Türk ceza  hukuku sisteminin iyileştirilmesi çalışmalarına devam edilmesi, yargı  bağımsızlığı ve usulüne ilişkin hukukun korunarak AB ve Avrupa standartlarıyla uyumun artması ve Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil olmak üzere bazı  AB üye ülkelerine uygulanan ayrımcılığın sona erdirilmesini tavsiye etmiştir.

 3.2. verilerin korunması

 Türkiye Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tâbi  Tutulması Karşısında Bireylerin Kişisel Verilerinin Korunmasına  İlişkin 1981  tarihli  Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve 181 nolu ilgili Protokolü onaylamalı ve uygulamalıdır.

 Türkiye ayrıca AB müktesebatına uyumlu şekilde kişisel verilerin korunmasına  ilişkin-özellikle yetkili kurumların  bağımsızlığı ile ilgili konularda hukuki düzenlemeler yapmalı ve uygulamalıdır.

 4. Temel haklar

 Bu bölümde Türk vatandaşlarının serbest dolaşımı başlığı altında Türkiye’den, cinsel yönelim, yaş,  engellilik, doğum, servet, ulusal bir  azınlığa mensubiyet, siyasal veya  diğer düşünceler,  din  veya  inanç, dil,  kalıtsal özellikler, etnik veya toplumsal köken, renk, ırk, cinsiyet gibi ayrımcılıklarla vatandaşlarının serbest dolaşımını haksız kısıtlamalara tâbi  tutmaması talep edilmektedir.

 4.1. vatandaşların hakları ve azınlıklara saygı ve koruma

 Türkiye’den talep edilen hususlardan  biri  de  Romanların kimlik kartı  alma, ev sahibi olma, istihdam ve toplumsal yaşama katılma ile  ilgili  zorluklar ve ayrıca eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde ayrımcılık, marjinalleştirme ve toplumsal dışlanma karşıtı politikalar üretilmesi ve uygulanmasıdır.

 Yol Haritasında Türkiye AB ile üyelik müzakerelerinin  başladığını ve siyasal kriteri başarılı bir  şekilde yerine getirdiğini dolayısıyla bu  başlığın vize diyaloğu ile doğrudan bağlantısının olmadığı itirazında bulunmuştur.

 Gerçekten Türk vatandaşlarının Türkiye’deki hakları ile  azınlıkların korunması başlığının AB’ye vizesiz seyahat şartlarıyla doğrudan bir  ilgisi yoktur. Belki  AB Türkiye içinde seyahat serbestisi olmayan Türk vatandaşlarının AB’ye serbestçe girmesini doğru bulmadığı için  dolaylı olarak konuyla bir  bağlantı kurmuş  olabilir. Ancak Türk vatandaşlarının Türkiye  içinde hiçbir ayrıma tâbi  tutulmaksızın serbestçe dolaşabilecekleri Anayasanın garantisi altındadır (Anayasa m.  23).

 Diğer   taraftan  azınlıkların korunması  başlığı altında Romanlardan bahsedilmesine Türkiye, Yol Haritasında itiraz etmiş ve bu  hususun Lozan Antlaşmasındaki azınlık tanımı ile  çeliştiğini vurgulamıştır.  Türkiye’nin  AB’ye bir  kez  daha Lozan Antlaşmasındaki azınlık tanımını hatırlatmasının ileriye dönük çalışmalarda etkinliği şüphelidir. Zira AB Lozan Antlaşmasına göre  sadece gayrimüslimlerin (ve aynı  antlaşmaya göre  bir AB üyesi  ülke olan Yunanistan’da da Müslümanların) azınlık olarak kabul edildiğini bilmesine rağmen, ilerleme raporlarında  Kürtler ve Alevilerden azınlık olarak bahsetmiştir. Vize  serbestisi diyaloğunda da  bu  kez  Romanlar azınlık başlığı altında zikredilmiştir.

 Türk hukukunda  azınlık kavramı Lozan Antlaşması ile  belirlenmiş  ve Müslümanlar etnik kökeni ne  olursa olsun azınlık olarak kabul edilmemiştir. Yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında belirtilen temel haklar vatandaş yabancı ayrımı olmaksızın herkes için  geçerlidir. Türk kavramı Anayasa m.  66/I  uyarınca TC  vatandaşı olarak tanımlanmış   ve vatandaşlık haklarından yararlanmada etnik köken, inanç, mezhep veya  sosyal  sınıflar arasında bir  ayrım yapılmayacağı garanti altına alınmıştır.

 Uygulamadaki ayrımcılık ve eşitsizlikler her  şeyden önce  Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve ulus devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesine aykırıdır. Bu itibarla Romanlar başta olmak üzere hiçbir gruba ayrım yapılmaksızın vatandaşlık haklarından  yararlandırılması, AB’ye tam üyelik olsun olmasın, AB’ye giriş  vizeye tâbi  olsun olmasın Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel görevidir.

 Nihai hükümler

 Açıklamalı Yol Haritasında talep edilen reformlar Türkiye tarafından yapıldığı ve etkili bir  biçimde uygulandığı takdirde vize yükümlülüğünün kaldırılabileceği belirtilmiştir.  Dolayısıyla bütün  reformlar  istisnasız gerçekleşse bile  AB, 539/2 nolu Tüzüğü değiştirerek, Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat imkânı getireceğini taahhüt etmemiştir.