Mülteci kavramı, Suriyeli göçmenler ve çözüm önerileri

Son yıllarda dünyanın tanıklık ettiği en büyük sığınmacı akınına uğrayan ülkemizde bir kavram kargaşası yaşandığından, “mülteci” ve
“sığınmacı” tanımına, mülteci akımının nedenlerine, güvenlik açısından mültecilere ve bu konu hakkındaki çözüm önerilerine dikkat çekmek istiyorum.
Mülteci Kavramı ve Tanımı:
Mülteci, “dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeni ile zulüm gören veya göreceği korkusu ve endişesi taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan/ ayrılmak zorunda kalan ve korkusu nedeni ile geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, iltica ettiği ülke tarafından endişeleri haklı bulunan kişiyi” ifade etmektedir.

Birleşmiş Milletlerin resmi tanımı ise :“ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeni ile zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeni ile geri dönmeyen veya dönmek istemeyen kişi” şeklindedir.



Türk Hukuk Sisteminde,1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesinin koyduğu coğrafi sınırlama nedeni ile salt Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeni ile; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulüm gören veya göreceği korkusu ve endişesi taşıyan; vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korunmasından yararlanamayan veya söz konusu korku nedeni ile yararlanmak istemeyen yabancılara veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, ülkesine dönemeyen veya söz konusu korku nedeni ile dönmek istemeyen vatansız kişilere mülteci denilmektedir. O halde, Avrupa Konseyi üyesi bir ülkeden gelmeyenler mülteci olarak kabul edilmektedir.

Mülteci olarak uluslararası koruma arayan ancak statüleri henüz resmi olarak tanınmamış kişilere sığınmacı denilmektedir. Türkiye’ye iltica edenler mülteci statüsüne sahip olabilmek için giriş yaptıkları il valiliğine müracaat ederler ve bu müracaatlar İçişleri Bakanlığı tarafından karara bağlanır. Özetle, mülteci hukuken statüsü kabul edilmiş bir yabancıyı ifade ederken, sığınmacı mültecilik statüsü incelenen ve bu sebeple kendisine geçici koruma sağlanan kişiyi ifade etmektedir.

Sığınmacının hakkında yapılan inceleme bitene kadar ülkede ikamet etmesine izin verilir ve sığınmacı ülkede bulunduğu sürece asgari düzeyde sosyal yardımlardan faydalanır.

Yukarıdaki bilgiler ışığında, Suriyeliler “mülteci” değildir. Ekim2011’ de resmi olarak açıklandığı şekli ile Suriyeli mülteciler Türkiye’de “Geçici Koruma” rejimine tabidir. Mültecilik hukuki bir statüdür. Bu statünün kazanılmasından sonra, mültecilerin çalışma iznine gerek olmaksızın bağımlı veya bağımsız çalışmaları mümkündür.


Mülteci akımının nedenleri ve güvenlik açısından mülteciler
İnsanlar gelecekleri için çeşitli hayaller kurarak yaşamaktadırlar. Şüphesiz ki, bu hayaller arasında mülteci olmak yoktur. Mültecilik, hep başkalarının yaşayacağı bir hikâye gibi gelir. Muhtemelen onlar için de öyleydi. Buna karşın, şuanda milyonlarca insan, evlerinden, köylerinden, şehirlerinden hatta ülkelerinden uzakta, hayalini kurabildikleri bir gelecekleri dahi olmadan yaşamaktadırlar. Bu bağlamda, mülteci olmak kişilerin seçimleri değildir.

Vatandaşı oldukları ülkelerde ırklarından, dinlerinden, milliyetlerinden, ideolojik görüşlerinden veya belirli toplumsal gruplara mensubiyetlerinden ötürü işkence, kötü muamele, haksız yere hapsedilme ve hatta öldürülmeleri gibi tehdit ve zulüm altında bulunan bir kişinin kendi ülke sınırını aştığında ilk ulaştığı ülkeden ve uluslararası toplumdan himaye görme hakkı vardır. Tarihin her döneminde dinlerin, değişik yönetimlerin ve genel anlamda geleneksel hukukun koruduğu bu hak 1948′ de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) madde 14′de temel bir insan hakkı olarak tanınmış ve koruma altına alınmıştır. Daha sonra birçok bölgesel ve uluslararası insan hakları sözleşme ve belgeleri, bu hakka kendi düzenlemeleri içinde değişik şekillerde yer vermiştir. Türkiye bu alandaki birçok uluslararası sözleşmeye taraf bir ülkedir ve bu nedenle mülteci haklarını koruma alanında hukuki sorumluluk altındadır.



Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin açıkladığı son verilere göre, 2013’ te iç savaşlar, çatışmalar ve şiddet olayları nedeni ile evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısının bir önceki yıla oranla 6 milyon artarak 51.2 milyona yükselmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra ilk kez dünyadaki mültecilerin sayısı bu kadar fazla olmuştur.

Mülteci akımına sebep olan nedenleri, “devletlerarası savaş”, “etnik çatışmalar”, “sivil çatışmalar”, “baskıcı otoriter ve devrimci rejimler”, “doğal afetler ve çevre sorunları” şeklinde beşe ayırmak mümkündür.
Suriye’de yaşanan iç savaş ülkede istikrarsızlığa sebep olmuş ve bu ülkede yaşayan insanlar kendilerine gerek ülke içerisinde gerekse diğer ülkelerde güvenli bölgeler arayışı içerisine girmişlerdir.

Ancak, hangi sebeplerle olursa olsun insanların ülkelerini terk etmek zorunda kalmaları, ulusal, bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından tehdit oluşturmaktadır. Güvenlik gerekçesi ile ülkelerini terk eden insanlar bu kez gittikleri ülkenin güvenliğini tehdit etmektedirler. Bu insanlar, gittikleri ülkelerin başta ekonomisi olmak üzere, politik ve sosyal istikrarını, askeri düzenini, çevreyi ve çevresel yapıyı olumsuz etkilemektedirler.

Mültecilerin bir kısmı, gittikleri ülkelerde silah, insan ve uyuşturucu kaçakçılığına karışmaktadırlar. Hatta bazı mülteciler yine gittikleri ülkelerde muhaliflerle yaptıkları işbirliği sonucu terörist saldırılarda da bulunmaktadırlar. Bu itibarla, mülteciler gittikleri ülkelerde gerek toplum yapısı gerekse ülke güvenliği açısından tehdit unsuru olabilmektedirler. Bu sebeplerle, devletler, mültecileri ülkelerine bir takım kıstasları göz önünde bulundurarak kabul ederler. Ülkenin ekonomik durumu, dış politika ve siyaset anlayışı, mülteci olarak gelmek isteyenlerin etnik kökeni ve sayısı bu kıstasların en önemlilerindendir.

Mülteci göçü vermek ülkelerin saygınlığını azaltan bir durum olması nedeni ile iyi ilişki içerisinde olan devletler birbirinden mülteci talebi ile gelen insanları kabul etmemek amacıyla çeşitli prosedürler ileri sürmektedirler. Buna karşın, birbirleri ile ilişkileri iyi olmayan devletler ise, mülteci talebi ile gelen insanlara çeşitli kolaylıklar sağlamaktadırlar. Örneğin, Amerika soğuk savaş döneminde komünist rejimlerden kaçan insanlar için her türlü kolaylığı sağlamış, 1962 1980 yıllar arasında Küba’dan Amerika’ya gelen insanlar için milyarlarca para harcamıştır. Bu durum iltica eden kişi sayısını arttırıcı önemli bir etken olmuştur.
Soğuk savaş döneminde,insanların komünist rejimlerden kaçtığını dolayısıyla komünist rejimlerin iyi rejimler olmadığına yönelik algı formasyonu başarı ile uygulanmıştır. Türkiye’nin sınır kapılarını iktidarın baskıcı ve zulümcü olarak nitelediği Esad rejiminden kaçan Suriyeli mültecilere açması ise güncel bir örnek olarak değerlendirilebilir.

Mülteciler bazen gittikleri ülkeler için faydalı olabilmektedirler. Beyin göçü olayı bu duruma bir örnektir. Ülkenin en eğitimli ve kendisini geliştirmiş kişileri ülkeyi terketmek zorunda kalabilir. Bu durumda ülkeyi terk etmelerinin temel sebebi baskıcı veya devrimci rejimlerdir. Örneğin; II. Dünya Savaşı’ndan sonra Hitler Almanya’sından kaçarak Türkiye’ye gelen bilim adamları başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere çeşitli eğitim ve öğretim kurumlarında görev almışlar ve yeni nesiller yetiştirmişlerdir.



Çözüm Önerileri
    • Mültecilik olgusunun etkisinin ve zararlarının minimalize olması için mülteci sayısının azalması gerekmektedir. Bu nedenle mülteci akımına sebep olan nedenler ortadan kaldırılmalı ya da bu nedenlerin etkisinin azaltılması gerekmektedir. Kaynak devletler, çeşitli önlemler alarak sebep oldukları mülteci sayısını azaltmaları gerekmektedir. Kaynak devletler, ülkelerinde öncelikle ekonomik gelişmeyi sağlamalıdırlar. Hatta, uluslararası toplumun dikkatini çekerek yardım talebinde bulunmalıdırlar.
    • Devletler kendilerine gelen mültecilerin toplumla uyum sağlaması için çalışmalar yapmalıdır. Mültecilerin entegrasyonunu sağlamak için eğitim, dil kursları ve meslek kursları öncelik verilmesi gereken başlıca alanlardır. Hatta, mültecilerin bulunduğu ülkelerde yaşayan insanların da doğru şekilde bilgilendirilmesi gerekmektedir.
    • Mültecilerin o ülke dilini öğrenmeleri amacıyla dil kursları ayarlanmalıdır. Zira, insanları bir arada tutan, insanların birbiri ile doğru iletişim kurmasını ve insanların kaynaşmasını sağlayan en önemli unsurlardan birisi dildir.
    • Ayrıca devletler mülteciler için iş kursu ayarlamalı onları zanaat sahibi insanlar haline getirmelidir. Böylelikle mültecilerin iş bulma ihtimali artmış olur ve bu insanlar ekonomik sıkıntıları azaldığı için suçlara karışma oranı düşer.
    • Her il ve ilçeye mülteci kotası konmalı, kotanın aşılması halinde mültecilerin diğer illere yönlendirilmesi gerekmektedir.
    • Mülteciler eğitim durumları, yaşları, meslekleri ve diğer açılardan tasnif edilerek, ülkede hangi bölgelere yerleştirilmesine karar verilmelidir.
    • Sokaklarda çocukları dilendirenler, fuhuşa zorlayanlar vs. sınır dışı edilmeli veya cezalandırılmalı, özellikle İstanbul gibi büyükşehirlerde sokakta yaşayan mülteci manzaralarına izin verilmemelidir.
    • Ayrıca devletler ülkedeki etnik gruplar açısından ve cinsiyetler açısından eşitliği sağlamalıdır.

    Sonuç

    Mültecilik olgusu geçmişten günümüze dek devam eden ve devam edecek olan bir olgudur. Bu sorun sadece ülkesini terk eden kişiyi etkilememekte, ülkesini terk eden kişi ile birlikte hedef ülkeyi ve hedef ülke vatandaşlarını da etkilemektedir. Dolayısıyla bu sorun ekolojik sorunlar gibi tüm insanların sorunudur. Mültecilik sorunu uluslararası alanda barışı, istikrarı ve güvenliği etkilemektedir. Dolayısıyla sorunun çözümü için politikalar geliştirilmelidir. İnsanları mülteci yapan sebepler bertaraf edilirse mültecilik sorunu da minimize edilecektir.

    Elbette ki mültecilik akımına neden olan sebeplerin tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Böyle olmasını düşünmek hayal etmekten öteye geçemez. Ancak bu sebepler sınırlandırılabilir. Üstelik bu sorunların azaltılması ki bu ülkelerin daha demokratik hale gelmesini sağlayacaktırsadece mültecilik sorununun değil demokrasi, hak ve özgürlükler ile alakalı çeşitli sorunların da ortadan kalkmasına ilham verecektir.

    Mültecilik sorununun çözümü için hem kaynak ülkeler hem de hedef ülkeler üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Sadece bu devletler değil bu sorundaetkilenme ihtimali olan tüm ülkeler tabiri caizse elini taşın altına koymalıdır. Daha önce de belirtildiği gibi bu sorunun çözümü için atılacak adımlar sadece bu sorunu değil çeşitli sorunları da tetiklemektedir. Hal böyle olunca, bu sorunların çözülmesi ile dünya daha da yaşanabilir bir hale gelecektir.

    Unutulmamalıdır ki, günümüzde mültecilik tüm insanlığı kanatan bir yara halindedir.


    Av. Elif Yıldız