Sosyal Düzende Avukat

Dünya topluluklarında günümüzde gelinen noktada sosyal hayatın düzeni hukuk kurallarıyla sağlanmaktadır. Hukuk kuralları bireylere uymaları gereken kuralları gösterir ve her birey bunlara uyduğu takdirde sorunsuz bir yaşantı vaat eder. 

Hayatın akışı içerisinde gerek kasti gerek ihmali şekilde birçok birey bu kurallara riayet etmemektedir. Kurallara aykırı davranıldığında hukuk kurallarıyla korunan düzen bozulmaktadır ve bozulan düzen hukuk normları uygulanarak tekrar sağlanmaktadır. Hukukun bu kadar büyük önem teşkil ettiği sosyal topluluklarda birçok birey sahip olduğu hakları bilmemektedir ve bireylere sahip oldukları hakları gösterecek ve bu haklarını gerçekleştirebilmelerine yardımcı olacak kişi avukattır. 



Avukatlar, hukuk fakültelerinde gördükleri eğitim neticesinde düzeni kuran hukuk kurallarını öğrenirler ve bunları uygulayabilme yetisi kazanırlar. Bu bilgi sayesinde bireylerin sahip oldukları hakları özümser ve bu hakların nasıl gerçekleştirilebileceği hususunda geniş bilgi sahibi olup uzmanlaşırlar. 
Esasında avukatın hukuk düzenindeki asıl yeri savunma makamıdır. Savunma makamından kasıt, davalı tarafı savunmadan ziyade birey davacı da davalı da olsa onun haklarını savunacak kişi olmasıdır ve her avukat kişisi bu sorumluluğu yerine getirebilecek donanıma sahiptir ve sahip olmalıdır.

Toplumdaki her birey hangi yasalara tabi olduğu konusunda yeterince bilinçli değildir ve bilhassa her bireyden her konuda bilinçli olması beklenemez çünkü bu bir eğitim ve uzmanlık gerektirir. Lakin birtakım bireyler hayatın akışı içerisinde hukuki bir uyuşmazlığın zuhur ettiği durumlarda gerek danışmanlık yahut vekalet ücretinden kaçınmak isteyerek gerek kendisinin yeterli donanıma sahip olduğu zannına kapılarak uzman görüşüne başvurmayıp kulaktan dolma bilgilerle hareket etmektedir. Aksi şekilde davranan ve uzman görüşüne başvuran uyuşmazlığın karşı tarafı sahip olduğu hakları öğrenmekte, uyuşmazlığın çözümlenme sürecinde kendisini bekleyen vaziyetler hakkında bilgi sahibi olmakta ve bunlara karşı hazırlanabilme imkanı bulmakta, dolayısıyla çözüm ve yargılama sürecinde bir adım öne geçmektedir.

Toplumumuzda uyuşmazlıkların çözülmesi hususunda yargıya güven ne yazık ki istenen seviyeye henüz ulaşmamıştır ancak adliyelerde işleme konulan dosya sayısı her geçen yıl bir önceki yıla nazaran artış göstermektedir. Bu durum aslında hukuk kurallarına uyma bakımından problemli bir toplum olduğumuzu gösterse de diğer yandan uyuşmazlıkları yargı kurumlarına daha çok taşıdığımıza, bu da toplumumuzun her geçen gün daha da bilinçlendiğine işaret etmektedir. 

Yargıya güvenen, dolayısıyla uyuşmazlıkların çözümünü yargıya bırakan bir toplumda, avukatlara ne kadar çok ihtiyaç duyulacağı oldukça aşikardır.

Samet Kaan Sağ