"Adalet"

Biz insan evladının ebetten günümüze kadar gelen çarpık bir adalet anlayışı mevcuttur.

Genelde insan ırkının özelde ise ülkemizde yaşayan türdeşlerimiz, kendisine dokunmayan/yaklaşmayan zararlı bir mahlûkatın bin yıl yaşaması temennisinde bulunabilmektedir. Yani kişi kendisinin rahatı bozulmaması için başkasının çekebileceği en ağır acılar karşısında duyarsız olabilmektedir. Hatta duyarsızlığın ötesinde kendi “beni” acı çekmediği için sırf başkası acı çektiğinden dolayı zevk alabilmektedir. Bu “adalet yoksunu duygu”nun en bariz örneklerinden birini şu şekilde gözler önüne sermek mümkündür; Günümüzde yaşamış olduğumuz “adaletsizlik” hissi her alanda karşımıza çıkmaktadır. Alış-veriş kuyrukları ve hizmet sıraları ruhumuza işlemiş olan “adaletsizlik” müthiş bir örnektir. Alış-Veriş veya Hizmet alma durumu gibi diğer taliplilerden daha önce gelenin diğerlerinden önce amacına ulaşması sorunu gibi basit bir denklemde dahi içten içe bir huzursuzlukla kalakalırız. Bizden sonra gelen “talibin” bizden önce mi amacına ulaşacağı ya da tam tersi olarak ve ironinin “ağababası” olan “hangi yolu denesem de benden önce gelen “taliplinin” önüne geçebilirim?” soruları her daim kafaları karıştırmakta ve dolayısıyla da kişide huzursuzluğu tetiklemektedir. Günümüzde hemen herkesin karşılaşabileceği ufak bir durumda dahi nasıl “adaletsizlik” rüzgarına kapılıp ruhumuzun alabora oluşu yukarıda vermiş olduğum basit bir olayda apaçık ortadadır. Bunun birlikte şu yazıyı okurken dahi sırf farklı milletten, ırktan, dilden, dinden ve benzeri “insanlık dışı” kategorilerden dolayı insanların katledilmesine ses çıkarmak bir yana üzülmeyişimizi hangi “adalet” anlayışı açıklayabilir ki? Saygılar…