HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK

07.06.2016 tarihli 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun kabul edilmesi ile Arabuluculuk Kurumu, hukuk uyuşmazlıklarında, alternatif bir çözüm yolu olarak Türk hukukuna girmiştir. Birçok Avrupa ülkesinde ve ABD’de yıllardır süren arabuluculuk uygulaması ile hedeflenen ilk amacın mahkemelerin iş yükünün azaltılması olduğu söylenmektedir. 

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve buna paralel olarak çıkarılan 26.01.2013 tarihli Kanun Yönetmeliği ile Arabuluculuk, iradi bir alternatif çözüm yolu olarak düzenlenmiş bulunuyor. Yani hâlihazırda yürürlükte olan düzenlemeye göre aralarında uyuşmazlık bulunan taraflar yargı yoluna başvurmadan önce veya yargılama aşamasında sorunu arabulucuya taşıma konusunda serbesttirler. Ancak hazırlanmakta olan yeni İş Kanunu tasarısında, iş hukukundan doğan uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabuluculuk kurumuna başvurmanın zorunlu hale getirilmesi ile bunun bir dava şartı olarak düzenlenmesi öngörülmektedir. Bu uygulamanın zamanla iş hukukundan diğer hukuk alanlarına da genişletilmesi hedeflenmektedir. 

Arabuluculuk Kurumunun Taraflar Açısından Avantajları ve Arabuluculuk Kurumuna Getirilen Bazı Eleştiriler 

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu doğrultusunda kurumun nasıl işleyeceğini incelemeden önce bu yola başvurmanın taraflar açısından avantajlarını ve bunun karşısında bu kuruma getirilen bazı eleştirilere bakmakta fayda var. 

Arabuluculuğun, uyuşmazlığın tarafları bakımından avantajları: 

Diğer hukuki ve politik nedenlerin yanında, ağır iş yükü, devletin yargı faaliyetini gerektiği gibi yürütmesi ve kısa sürede adil bir çözüme kavuşturması önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Arabuluculuk, öncelikle bu iş yükünün hafifletilmesi için, devletin tekelinde olan yargılama faaliyetine getirilen alternatif bir uyuşmazlık çözüm yoludur. Arabuluculuğun, dava yoluna kıyasla taraflar için avantajları aşağıdaki şekilde sayılmaktadır: 

• Dava yoluna başvurmak ekonomik anlamda çok daha maliyetli iken arabuluculuk yöntemi bundan çok daha ucuzdur.

• Dava yoluyla uyuşmazlıkların çözümü oldukça uzun bir zaman alırken arabuluculuk yoluyla çok daha kısa sürelerde çözüme ulaşılabilmektedir.

• Dava yolunda taraflar verilecek kararı tamamen üçüncü kişiye (hâkime) bırakırken, arabuluculuk yönteminde karar tarafların iradesi doğrultusunda alınacak, her iki tarafın da üzerinde anlaştığı bir çözüm yolu bulunacaktır.

• Dava sürecinde yargılama, usul kanunları ile belirlenen usul kurallarına göre yürütülürken, arabuluculuk sürecinde emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak üzere usulü taraflar birlikte belirleyecek ve esnek bir süreç işleyecektir.

• Dava süreci sonunda genellikle taraflardan birisi kazanırken diğeri kaybedecek; ancak arabuluculuk sürecinde her iki tarafın da menfaatleri temelinde kazan-kazan prensibi uygulanacaktır. Yargılama sürecindeki özellikle delil toplama ile ilgili usuli süreçler ve kısıtlayıcı süreler dikkate alındığında, hukuken haklı olan tarafın bile usulen kaybetme riski bulunmaktadır. 

• Dava sürecince uyuşmazlık tarafları birbiri ile “davalık” olduğundan ilişkiler onarılmaz biçimde bozulacak, arabuluculuk sürecinde ise bozulan iletişim tekrar tesis edilerek taraflar uzlaşacak ve ileriye dönük ilişkilerini sürdürmeye devam edebileceklerdir. Bu nedenle özellikle taraflar arasında aile bağları veya iş ilişkisi, ticari ilişki vs… gibi sürmesi muhtemel ilişkiler varsa arabuluculuk kurumunun bu kişiler arasındaki ilişkinin devamı için daha elverişli olduğu söylenmektedir. 

Arabuluculuk Kurumuna Getirilen Eleştiriler: 

Arabuluculuğun devletin tekelindeki bir yetki olan yargılama faaliyetine bir alternatif çözüm yolu olmasına getirilen bazı eleştiriler mevcuttur. Bunlar kısaca; 

• Arabuluculuğun teorik bir temelden yoksun olması ve bu nedenle sınırlarının belirsizliği

• Anlaşmazlığın temeline bireysel sorumluluğu koyup toplumsal sorumluluğu yok sayması ve toplumsal eşitsizliği görmezden gelmesi

• Tüm hukuki sorunları değil, sadece bireysel uyuşmazlıklara çözüm getirmesi

• Tarafsız olması gereken arabulucunun, toplumsal eşitsizlik gerçeği karşısında objektif olarak tarafsız olamayacağı 

• Usul kuralları ve süreç sonunda varılacak uzlaşmada, hukukun emredici kuralları dışında bir kurala bağlı olmayacağından her toplumsal/dinsel/etnik grubun kendi hukukunu uygulama sonucu ortaya çıkabileceğinden bu bakımdan toplumu bölücü bir işleve sahip olabileceği

• Arabuluculuğun, ideolojik olarak neoliberalizmin bir aracı olduğu şeklinde eleştiriler mevcuttur. 

HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK KANUNU KAPSAMINDA ARABULUCULUK


1. Arabuluculuğun Temel İlkeleri:


6325 sy Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ile kabul edilen arabuluculuk modeli “kolaylaştırıcı arabuluculuk” modeli olarak tanımlanabilir. Bu modele uygun olarak Kanunun 2/b maddesinde arabuluculuk, “sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi” olarak tanımlanmıştır. 

Bu tanıma göre arabulucu, bir yargısal faaliyet yürütmemekte, delil toplayıp “haklı – haksız” tespiti yapmamakta ve süreç sonucunda da bir hakem veya hâkim gibi yargısal ve bağlayıcı bir karar vermemektedir. (Ancak süreç sonunda taraflarca anlaşmaya varılması sonucunda düzenlenecek belgenin arabulucu tarafından imzalanması ve sonrasında icra edilebilirdik şerhi alınması durumunda, anlaşma metni, ilam niteliğinde belge hükmünde olmaktadır.) Arabulucunun asıl görevi, taraflar arasındaki iletişimin sürmesini sağlamak ve tarafların çözüm önerileri doğrultusunda uyuşmazlığın bir anlaşma ile sonuçlanmasını sağlamaya çalışmaktadır. Sürecin usulünü de emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak üzere taraflar serbestçe belirleyebilir. Taraflarca bir usul belirlenmemişse arabulucu uyuşmazlığın niteliğine göre bir usul belirleyerek arabuluculuk faaliyetini yürütür. (HUAK m.15) 

HUAK düzenlemesine göre arabuluculuk yöntemine başvurulabilecek uyuşmazlıklar kanunun 1. Maddesinde gösterilmiştir. Buna göre; HUAK “yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır.” Bu düzenlemeye göre ancak özel hukuk uyuşmazlıkları için arabulucuya başvurulabilecektir. Ceza hukuku uyuşmazlıkları, arabuluculuk faaliyetine konu olamaz. Uyuşmazlığın tarafları yabancı ülke vatandaşı olabileceği gibi, uyuşmazlığın konusu da yurt dışındaki bir olaya dayanabilir. Bu durum, arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesine engel teşkil etmez. Ancak “aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir.”(HUAK m.1/2) 

Yürürlükteki kanuna göre arabuluculuk ihtiyari ve iradi bir süreçtir. “Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler.” (HUAK m.3) Hâlihazırda herhangi bir uyuşmazlık için tarafları arabulucuya başvurmaya zorunu kılan bir düzenleme mevcut değildir. Bu nedenle, taraflar gerek uyuşmazlığı arabulucuya taşıma, gerekse de arabuluculuk süreci başladıktan sonra süreci sona erdirme konusunda serbesttirler. 

Arabuluculuk süreci, gizlilik içerisinde yürütülen bir süreçtir. Arabulucu, bu süreçte kendisine sunulan belge, kayıt ve beyanları gizli tutmakla yükümlüdür. Taraflar bunun aksini kararlaştırabilir. Yine taraflar ve arabulucu sadece arabuluculuk faaliyeti nedeni ile hazırlanmış belgeleri ve tarafların süreç içerisindeki beyanlarını uyuşmazlıkla ilgili açılabilecek dava veya tahkimde kullanamazlar. Bu belge ve bilgiler ancak bir kanun hükmü tarafından emredildiği veya arabuluculuk süreci sonunda varılan anlaşmanın uygulanması için gerekli olduğu ölçüde açıklanabilir. (HUAK m.5) 

2. Arabulucuya Başvurmada Usul:


HUAK m.13 arabulucuya başvurma usulünü, “Taraflar dava açılmadan önce veya davanın görülmesi sırasında arabulucuya başvurma konusunda anlaşabilirler. Mahkeme de tarafları arabulucuya başvurmak konusunda aydınlatıp, teşvik edebilir”şeklinde düzenlemiştir. Taraflar, mahkemeye başvurmadan önce kendi inisiyatifleri ile bir arabulucu üzerinde anlaşıp, arabuluculuk faaliyetine başlayabilirler. Taraflardan birisi, diğer tarafı, arabuluculuk faaliyetine davet edebilir. Davet edilen tarafın daveti kabul etmesi ve taraflarla arabulucunun, arabuluculuk faaliyetini yürütecekleri konusunda anlaşmaları halinde süreç başlar. Yine aynı maddeye göre “taraflardan birinin arabulucuya başvuru teklifine otuz gün içinde olumlu cevap verilmez ise bu teklif reddedilmiş sayılır.” 

Taraflar dava açıldıktan sonra arabulucuya başvurma konusunda anlaşırlarsa bunu davanın görüldüğü mahkemeye bildirirler. Bu durumda mahkeme davayı üç aya kadar erteleyebilir. Tarafların birlikte başvurmaları durumunda bu süre üç ay daha uzatılabilir. (HUAK m.15/5) 

Taraflar arabuluculuk faaliyetine bizzat veya vekilleri aracılığı ile katılabilirler. 

Kanundaki önemli bir düzenleme de arabuluculuk sürecinin kanunlarda belirlenen zamanaşımı sürelerine etkisi ile ilgilidir. Arabuluculuk faaliyetinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen sürenin, zaman aşımı ve hak düşürücü sürelerin hesabında dikkate alınmayacağı HUAK 13. Maddede açıkça belirtilmiştir. Buna göre, zaman aşımı ve hak düşürücü süreler arabuluculuk faaliyeti boyunca işlemeyecek, faaliyetin son bulması ile süreler işlemeye devam edecektir. Bu düzenleme ile arabuluculuk faaliyetinin olumsuz sonuçlanması durumunda tarafların dava açma haklarının korunması ve tarafların da arabuluculuk faaliyetine teşvik edilmesi amaçlanmıştır. 

3. Arabuluculuk Faaliyetinin Sona Ermesi:


Arabuluculuk faaliyeti; 

• Tarafların uyuşmazlık üzerinde anlaşmaya varması,

• Sürecin tıkanması ve faaliyetin devamının bir fayda sağlamayacağının arabulucu tarafından tespit edilmesi,

• Taraflardan birisinin arabuluculuk faaliyetinden çekilmesi,

• Uyuşmazlığın, HUAK kapsamında arabuluculuğa elverişli bir uyuşmazlık olmadığının tespit edilmesi,

durumlarında sona erer. 

Tarafların anlaşması durumunda süreç sonunda bir anlaşma belgesi düzenlenebilir. Bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. Bu durumda anlaşma genel hukuk kuralları çerçevesinde bağlayıcı bir sözleşme niteliğindedir. 

İcra Edilebilirlik Şerhi:


Taraflar, bu anlaşma belgesine ilam niteliğinde belge özelliği ile icra edilebilirlik kazandırmak için mahkemeden icra edilebilirlik şerhi alabilirler. HUAK 18/1. Maddesine göre icra edilebilirlik şerhi vermeye görevli ve yetkili mahkeme, asıl uyuşmazlık konusunda görev ve yetki kurallarına göre belirlenecek olan mahkemedir. Eğer, taraflar dava açıldıktan sonra arabulucuya başvurmuş ise, asıl davanın görüldüğü mahkeme icra edilebilirlik şerhi vermeye yetkili ve görevli olacaktır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu şerhi içeren anlaşma ilam niteliğinde belge sayılır. (HUAK m.18/2) Bir belgenin ilam niteliğinde belge olması, İcra İflas Kanunu 38. Maddeye göre bu belgenin mahkeme ilamı gibi ilamlı takiplere konu edilebilmesi imkânını sağlamaktadır. 


Av.Reyhan Kayışlı