Eski Moda Haklar II - Tedip Hakkı

Tedip sözcüğünün sözlük anlamı ''uslandırma, yola getirme, terbiye etme'' olup bir süre önce Medeni Kanunu'numuzda da var olan bir düzenlemedir. 743 s. eski Medeni Kanun'un 267. maddesinde belirtilen ''Velayet Hakkı'' kapsamında var olan düzenleme 2001 yılında kaldırılmıştır. Ancak Türk Ceza Kanunu'nda bu hakkın bir yansıması varlığını sürdürmektedir.

Tedip Hakkı, Medeni Kanun'da varlığını sürdürürken eşler arasında, usta ile çırağı arasında ve ebeveynler ile çocukları arasındaki terbiye etme, yola getirme eylemlerini hukuka uygun, meşru hale getirmekteydi. Yani ustanın çırağı eğittiği ya da anne ve babanın çocuklarını eğittiği sırada ''çeşitli araçlara'' başvurarak onları terbiye etmenin yolunu açmaktaydı. ''Çeşitli araçlar'' ifadesinin içine pekala şiddete başvurmak da giriyordu. Elbette şiddet gibi hukuka aykırı bir müessesenin kanun tarafından koruma altına alınması pek adil gelmese de her hukuk kuralında olduğu gibi bu hakkın da vücut dokunulmazlığı, işkence ve kötü muamele yasağı gibi temel hak ve özgürlüklere müdahale etmeden ölçülü, elverişli ve zorunlu olmazsa olmaz şekilde kullanılması gerekir. Ancak bu durum tedip hakkının kötüye kullanılmasını engellemiyordu.



Ülkemizde kadına şiddet göz önünde bulundurulunca, şiddeti evlilikte eşler arasında da neredeyse meşru kılan bu düzenleme Anayasamızca korunan kadın-erkek eşitliğine de büyük bir ihlal teşkil ediyordu. Şüphesiz ki bu hak yürürlükteyken Anayasamızın çizdiği sosyal hukuk devleti profiline hizmet etmemekte ve ortaya adil olmayan sonuçlar çıkartmaktaydı.

Öte yandan bu hakkın bir uzantısı hala yürürlükte olan 5237 sayılı Ceza Kanunu'nun 232/2 maddesinde terbiye hakkı olarak varlığını sürdürmektedir. İlgili kanun hükmü şöyledir:
"İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir. "      

Bu hükümde de belirtildiği üzere tedip hakkını kullanmaya yetkili kişi burs vererek bir çocuk okutan ilgili kişi de olabileceği gibi bir ustanın çırak üzerindeki hakimiyeti de kastedilmiş olabilir. Ancak kanunda atıf yapılan terbiye hakkı Medeni Kanun'da varlığını sürdürmediğinden bu hakkın dayanağının olduğunu söylemek mümkün olmamalıdır.

Yürürlükte olan Medeni Kanun'umuzda ayrıca anne babanın çocuğun gelişimine saygıda bulunulması yükümlülüğü mevcuttur. Bu yükümlülüğün kapsamına çocuğun maddi ve manevi bütünlüğünün geliştirilmesine katkıda bulunma girer. Bu hak kötü niyetli bir gözle yorumlanınca terbiye hakkı da içine sokulabilir ancak,  ilgili tedip hakkı öncelikle insanların temel hak ve özgürlükleri çerçevesinde yorumlanmalıdır.
       
Şiddetin hiçbir hali meşru olmayacağı gibi, bu halinin de kanunumuzda varlığını sürdürdüğünü savunmak mümkün olmamalı ve meşrulaştırılmamalıdır.

İdil Elvin Çavuş